Alın, Verin, Ekonomiye Can Verin

Son zamanlarda gördüğüm en güzel reklam, krizin etkilerinden kurtulmanın basit yollarının anlatıldığı “Ekonomiye Can Verin” reklamları. Bu reklamlarda Meliha Okur, Deniz Gökçe, Yaman Toruner, Akın Öngör gibi ünlü ekonomistlerin yer alması çok daha etkili olmuş. Çünkü ekonomi alanında uzman olan bu kişilere olan güven daha farklıdır. Her zaman olduğu gibi bu reklamda da bilinçaltına çalışmışlar. (: Aslında çok önemli olan konuları basitleştirerek izleyicilere ünlü kişiler aracılığı ile aktarmışlar.

Ünlülerin bu tür konularda konuşması her zaman daha etkili olmuştur, hele bizim insanımızda çok daha etkili olmuştur. Ne de olsa Türkiye’de en çok güvenilen kişilerin başında Seda Sayan geliyor (:

Umarım bu reklam serisi uzun süre devam eder ve insanlarımız paralarını (yastık altı paralarını) bu döngüye karıştırır. Böylece krizin etkilerinin geçmesine güzel bir katkı olur.

Reklam açıklaması ise şöyle:   Okumaya devam et “Alın, Verin, Ekonomiye Can Verin”

Social Media Revolution – Sosyal Medya Devrimi

1- Yılda 50 milyon kullanıcıya erişmek için radyo 38 yıl, televizyon 13 yıl, explorer 4 yıl, ipod 3 yıl harcadı ama Facebook 9 aydan kısa bir süre içerisinde 100 milyon kullanıcıya ulaştı.

2- İpod uygulamalarının indirme sayısı sadece 9 ayda 1 milyar’a vurdu.

3- Facebook eğer bir ülke olsaydı dünyanın en büyük 4. ülkesi olarak ABD’den sonra ter alacaktı.

Yukarıdakiler sizi çok mu şaşırttı? O zaman videoyu izleyin ve sosyal medya devrimine şahit olun.

Link: Sosyal Medya Devrimi

Marka Konumlandırması Üzerine

Markaların üzerinde en çok düşünmeleri geken konulardan biri konumlandırmadır. Bu konuda birçok marka hatalara düşmektedir. Kendini farklı tanıtarak bir yer edinmeye çalışıyor ama aslında çok şey kaybediyor.

Friendfeed’de tartışılan bir konudan dolayı bunu yazma gereği duydum. Tartışma, Vodafone‘un kendini Türkiye Gsm sektöründe neden “Dünya 3G lideri” olarak gösteriyor üzerineydi. Evet, Vodafone bunu yapıyor ve ülkemizde sadece 3 firmanın olduğu bir sektörde en iyi olmadığı halde en iyi gibi göstermeye çalışıyor. Bunu da yurtdışı başarılarına bağlıyor. Dünyada bir çok yerde kullanılan bir operatör olması ve 3G konusunda daha önceden çalışmalar yapmış olması ona bu hakkı veriyor ama gerçekler böyle değil.

-Vodafone 3G’yi ilk sağlan firma değil. (Dunyada ilk olarak NTT Docomo 3G’yi aktif hale getirdi ve kullandirmaya basladi – http://www.out-law.com/page-2026 )

-Vodafone en fazla 3G kullanıcısına sahip operatör de değil. (Dünya üzerinde 3G abonesi en yüksek operatör NTT DoCoMo’nun 3G Servisi FOMA.)

Bu rakamlara göre dünya lideri olmadığı halde neden Türkiye de kendini bu şekilde konumlandırıyor anlamış değilim. Üstelik Türk piyasasında da lider konumda değil ve bunu herkes biliyor.

Bunu yaparak bence çok büyük bir hata yaptılar ama farkında değiller. Bakalım ilerleyen zamanlarda nasıl bir yol izleyecekler.

Bu konuda defalarca okunup ders çıkarılması gereken bir hikaye var. Birilerinin bunu Vodafone yetkililerine okutması lazım.

Dünyanın farklı yerlerinde çok iyi traşlar yapmış ve takdir toplamış bir berber, Fransa’ya yerleşme kararı almış. İşlek bir cadde üzerinde güzel bir dükkan tutmuş ve tabelasını yaptırarak üzerine “Dünya’nın En İyi Berberi” yazısını yazdırmış. Dükkanını açtıktan sonra uzun bir süre işlerinin pek iyi gitmediğini görmeye başlamış. Daha sonra düşünmüş taşınmış, tabelasını değiştirme kararı almış. Acaba “Dünyanın En İyi Berberi” lafı biraz abartılı mı oldu diyerek yeni tabelaya “Fransanın En İyi Berberi” yazdırarak denemeye karar vermiş. Ancak bu şekilde de işlerinde çok az bir yükselme olsa bile istediği geri dönüşü alamamış.

Tam umudunu yitirmeye başladığı bir gün dostunun tavsiyesi ile tabelasını son defa değiştirerek denemeye karar vermiş. Tabelaya “Bu Caddenin En İyi Berberi” yazısını yazdırmış ve işleri inanılmaz derecede açılmaya, hatta yetişememeye başlamış. Daha sonrasında farklı caddelerde aynı tabelayı kullanarak şubeler açmış. Bu şekilde başarıya ulaşmış.

Umarım gereken mesaj alınmıştır. Bu hikayede olduğu gibi HSBC bankası çok güzel bir yerelleştirme çalışması yaptı ve “Dünyanın yerel bankası” olduklarını söyledi. Bunu söylediler ama sadece lafta kalmadı 81 ilimize bir çok bankadan önce şubelerini açıp hizmete başladılar. Çalışma prensiplerini bilmiyorum ama marka çalışmaları çok başarılı oldu.

Bir de Coca Cola var ama ona ayrı bir yazıda değinmeyi istiyorum. Diğer yazıyı bekleyin. 🙂

BMD ve Bloglar

Bilişim muhabirleri derneği (BMD) ile bloglar arasında bir tartışmadır sürüyor. Bu konu ile ilgili Türk.İnternet’in yazılarını okumadıysanız okuyun. (BMD yönetim kurulu başkanı röportajı, Blog yazarı Burak Bayburtlu’nun cevabı)

Blog yazarları asla gazeteci olmaz, olmamalıdır. Çünkü blog yazmak çok farklı bir olaydır. Ancak nedendir bilinmez sanki blog yazarı olan herkes bir gazeteci olmayı hedefliyor gibi bir izenim var. Bu yanlış anlaşılmanın temelinde hem blog yazan hem de gazeteci olan kişilerin olması yatıyor. Yani hem gazeteci hem blog yazıyor diye “ki blogları ile gazetecilikleri tamamen farklı” herkesin amacı oymuş gibi görünüyor. Ama değil.

Blog yazan kişiler yani bloggerlar sadece kendi düşüncelerini yansıtmak için yazarlar. Tabi her konuda olduğu gibi bu konuda da istisnalar olacaktır, bloglarını farklı amaçlarla kullananlar çıkacaktır (basın organları da farklı amaçlarla kullanılmıyor mu?) ama onları bu konunun dışında tutuyor, blogger statüsüne koymuyorum. Bloglarımızda yazdığımız konularda tamamen kendi düşüncelerimize yer veririz, başkalarının yönlendirmesi ile yazmayız.

Fatih Bey şöyle bir şey söylemiş : “…Yani, bir çıkar grubu değil de gerçekten medya gibi hareket ettiklerinde BMD’nin kapıları sonuna kadar bu arkadaşlara açık olacaktır…

Yani şu anda bloları tamamen çıkar üzerine yazan kişiler olarak görüyorlar. Neden? Çünkü o blog yazarları organizasyonlara katılır, katıldıkları organizasyonlar ve belki ürünler hakkında yazılar yazıyor diye. Çünkü o blog yazarı davet edildiği için “övgüyle yazar, kötü yönlerinden söz etmez”. Kesinlikle katılmıyorum. Her organizasyonun iyi yönleri kadar rahatsız edici yönleri de yazılıyor, kimse kimseyi övmek zorunda olmadığı için tarafsız, bir çok basın-yayın organına göre daha kaliteli ve doğru şekilde yazıyor.   Okumaya devam et “BMD ve Bloglar”

Friend Feed Facebook’a Satıldı, Ya Sonra?

Friend feed Facebook tarafından satın alındığını pazartesi günü saat 22.23′de duyurdu. Herkes şok geçirdi, çünkü Friend feed’i aktif olarak kullanan kimse bunu aklına bile getirmemişti. Tamam, önceki aylarda Facebook’un Friend feed’in bazı özellikleri alması kuşku uyandırmıştı ama kimse böyle bir şey beklemiyordu ve istemiyordu. Satın alım olayı açıklandığı andan itibaren “Facebook Acquires FriendFeed” girdileri su gibi akmaya başladı. Google 2 saat gibi bir sürede bu konu ile ilgili 203.000 yazı indexledi.

Peki, şimdi ne olacak? Facebook‘u sevmiyoruz! Nedeni zaten belli, kullanıcıları. Daha belirgin bir kitleye hitap eden Friend feed için hiç iyi bir durum olmayacak diye düşünüyoruz. Bu yüzden isyan ettik. Çünkü korkuyoruz. Acaba düşündüğümüz gibi olacak mı? Yani Facebook, satın aldığı Frien feed’i tüm kullanıcılarına duyurup, insanların oraya akın etmesine neden olacak mı? Eğer olursa korktuğumuz başımıza gelmiş olur.

Aslında bundan önemli bir konu daha var. Neden satın aldı? Akıllara gelen şeyleri sıralayalım:

1- Friend feed Facebook için ciddi bir tehdit oluşturuyordu? Satın aldıktan sonra kapatacak?
2- Facebook Friend feed ile ortak çalışabilecek müthiş bir reklam modeli düşünmüştü?
3- Facebook Friend feed ile birleşip “sosyal medya” alanındaki payını büyütmek hatta bu birleşme ile beraber twitter’ın sonunu getirmeyi düşünüyordu?
4- Facebook çok daha büyük düşünüp Google’un tahtına aday olmayı hedefliyordu?
5- Facebook Friend feed’i ve gelir modelini beğenmiş ve masumane bir şekilde şirketine katmak istemişti?

Evet, bunlar bir çok kişinin aklına gelen sorular. Yani herkes bunlardan biri üzerine komplo kurup düşünmeye başladı. Aslına bakarsanız son madde dışında hepsi olabilecek şeyler. O yüzden olay daha da korkutucu bir hal alıyor. Acaba hangisi olacak?

Açık olarak “Satın almanın nedeni şu, sırada şu var, Friend feed ile şunu yapacaklar” gibisinden bir yazı yazmayı çok isterdim ama bunu şu aşamada kimse yazamaz. Çünkü bu olasılıklarının hepsinin gerçekleşebileceğine işaret olan (hala ayıramıyoruz) yenilikler gelmeye başladı. Önce çok yorum yazılan girdilerin altına “add comment” eklendi, şimdi de sadeliğine hayran olduğumu Friend feed’e özelleştirilmiş tema ekleme özelliği geldi. Resmen oyalanıyoruz.

Şimdi heyecanla bekleme zamanı, ne olacağını, gelişmelerin bize nasıl yansıyacağını beraber bekleyip göreceğiz. Zaman her şeyin ilacıdır derler ya, gerçekten öyle olacak. Ama şunu söylemek isterim ki Facebook’a gitmeyeceğiz. (: Yeni bir yer buluruz çok mu zor. (;

Listcase – Online Görev Yöneticisi

Listace bir online görev yöneticisi. Günün büyük zamanını internette geçirdiğimiz için online siteler her zaman gözümüzü almıştır. Çünkü her zaman kendi bilgisayarımız yanımızda olmayabilir ve internete girme ihtiyacımız olabilir. Bu yüzden her zaman yapmak istediğimiz her şeyi online yapmaya çalışırız.

Bir çok online görev yöneticisi var ama Listace sadeliği, kullanışlılığı ile çok beğendiğim bir sistem. Profil sayfanıza tamamen hakim oluyorsunuz. Bu sayfada sınırsız sayıda kutu oluşturup bu kutuları diğerleri ile etkileşimli olacak şekilde özelleştirebiliyorsunuz. Yani iki farklı kategori arasında kaydettiğiniz bir konuyu taşıyabiliyorsunuz. En büyük eksiği Türkçe karakter desteklemiyor olması.

Sayfada listelediğiniz konuların sırasını da sonradan değiştirebiliyorsunuz. Yapılacaklar listesi düzenledikten sonra bu listeden her bir olayı gerçekleştirdiğiniz zaman o işlemi işaretliyorsunuz, bu işaretle o yaptığınız işlem listeden çıkıp kendi kategorisinin altına üstü çizili şekilde geçiyor. Yani silinmiyor böylece yaptıklarınızı sonradan gözden geçirme şansınız oluyor.

Dediğim gibi gayet basit, sade ve kullanışlı bir uygulama. Eğer sizde görevlerinizi hem unutmak istemiyor hem sadece kendi bilgisayarınıza bağlı kalmadan görmek istiyorsanız tam size göre bir uygulama.