Youtube’da Her Şey İçin “Her Şey” Var – Öğrenmek İsteyene!

Konu Youtube olunca herkesin benden duyduğu bir şey var; “Youtube, dünyanın en büyük 2. arama motorudur!” Hal böyle olunca biraz düşünmek gerekiyor, neden en büyük arama motoru Google? Çünkü aradığımız her şeye doğru aramalar ile ulaşabiliyoruz. Youtube’da da aynı şekilde, doğru aramalar sonucunda neredeyse her konuda içeriğe ulaşabiliyorsunuz.

Son 5 yıldır ülkemizde video içerik üretimi hızla artıyor. Her ne kadar içerik üretiminde çok geride olsak da zamanla artacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Şu anda dünyada en hızlı yükselen video içerik trendi “how to” videoları. “Nasıl yapılır” konulu videolar sayesinde bir çok konuda bilgi sahibi olabiliyor hatta belli konularda uzmanlaşma yolunda bile ilerleyebiliyorsunuz.

Yemek tariflerinden, ilüzyon numaraları, mekanik ürün yapmak, elektronik düzenekler, oyuncular için bölüm geçmeler, taktikler ve hatta bomba yapımına kadar her şey var. Listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz.

Youtube’da her şey hakkında “her şey” olması güzel, insanlık için genellikle fayda sağlar ama ya bu içerikleri sizden önce robotlar kullanırsa? O zaman ne olur hiç düşündünüz mü?

İlk bakışta çok mantıklı gelmese de ABD’li ve Avutsuralyalı araştırmacılar robotların Youtube üzerinden bir şeyler öğrenebilmesini sağlayan bir sistem geliştirdi ve şu anda basit işlemler için bile olsa kullanıyor. Yapay zeka konusu üzerinde çalışmalar yapan bilim insanları bu yöntem sayesinde robotların Youtube videolarını izleyerek kendilerini geliştirebilmelerini amaçlıyor. Şu anda, basit bir tabir ile, videolar robotların biraz daha anlayabileceği bir formata getiriliyor ve bu format sayesinde öğrenebilme kabiliyetleri artıyor. Teknoloji durur mu hiç, gelişmeye devam eder ve artık herhangi bir ara işleme gerek kalmadan Youtube üzerinden direkt izleme yapılarak anlayabilecekleri formata gelirler. Hazır bir çok şey öğreniyorlar, akıllı sistemler sayesinde bir de yorumlayabilirler ise o zaman vay halimize.

Bu ne anlama geliyor? Beraber hayal edelim.

– Robotlar, yemek videoları izleyerek iyi birer aşçı olabilir

– Düzenli, sistematik işler için zaten kullanılan robotik sistemler hala insanların yaptığı düzenli işler için daha fazla kullanılabilir (evet, robotlar işinizi elinizden alacak, acele edin.)

– Öğretmenlik (daha doğrusu bir şeyler öğretmek), garsonluk, muhasebe, inşaat işçiliği, mekanik işçilik, maden işçiliği, silah kullanmayı bilen askerler, kahve aldığınız baristalar, polisler… kalır mı dersiniz?

Not: Robotlardan önce siz öğrenin. Youtube ve internetteki bir çok farklı nimetten faydalanmanız için geç değil.

Bu listeyi çoğaltmak için araştırma yaparken Twitter’da paylaşılan bir video ile aslında çok da fazla bir şey yazmama gerek kalmadığını gördüm. Çoğu zaman olduğu gibi birileri çok daha iyi bir şekilde hazırlamış. Mutlaka izleyin.

Videoyu izlediyseniz tedirginliğiniz bir kat daha artmış olmalı. Görünmeyen bir şekilde olsa da robotlar şu anda otomasyon sistemlerinde hayatımızın büyük bir bölümünü kolaylaştırıyor. Kendini geliştirebilen, öğrenen robotları ise ilk çıkan cep telefonları, ilk bilgisayarlar, internetin ilk zamanları, devasa büyüklükteki az hafızalı harici bellekler gibi düşünebilirsiniz. Çok uzak değil, sadece 30 yıl önce kişisel bilgisayarlar diye bir şey hayatımızda yoktu ve bilgisayar teknolojisi çok pahalıydı. 20 yıl önce internet erişimi olan kişi sayısı ise şimdiki zamana göre neredeyse 3-5 kişiyle sınırlıydı ama şu anda hayatımızın vazgeçilmezleri ve bu gelişmeler sadece 20 yıl içerisinde oldu.

Hayal edin, 5 yıl sonra doğacak olan çocuğunuz 20 yaşına geldiği zaman, yani bundan sadece 25 yıl sonra çocuğunuz ne iş yapıyor olacak? Bugün gördüğünüz işlerin çoğunu yapan robotlar evlerimize kadar girmiş olacak ve buna şaşırmaya bile vaktiniz olmayacak.

iRobot filmini izlemediyseniz hemen açın izleyin. 2004 yapımı bu film aslında bize biraz abartılı bir şekilde (umarım öyledir) geleceğin bir önizlemesini yapıyor diyebiliriz. Belki de onu izledikten sonra “Her” filmini de izlemelisiniz. Hatta hemen ardından Black Mirror serisini izlemeye başlayabilirsiniz.

Son zamanlarda 3 boyutlu yazıcılar, Google’nin Boston Dynamics’i satın alması, Nasa’nın 10 yıl önce yola çıkardığı uzay aracının ulaşması, yine ESA’nın uydusuna gönderdiği (ışınladığı) cisimlerin basılması ve şimdi de Youtube’dan öğrenen robotlar gibi inanılmaz, tarihi değiştirebilecek hareketleri görüyoruz. Bir kaç yıl öncesinde hayal gibi olan şeyler artık gerçek ve gelişmeye devam ediyor.

Robot teknolojisi ve hayatımızın geri kalanı ile ilgili tedirgin olmak yerine ayak uydurup, geleceğe umutla bakmak ve eğer istiyorsanız çocuklarınız/torunlarınız için zamanı yakalamanız yapabileceğiniz en güzel şey olacaktır.

Geleceğe endişeli değil de umut dolu gözlerle bakmak için araştırın, okuyun, takip edin, paylaşın…

Işınlanma Hayali 3D Yazıcılar Sayesinde Mi Gerçekleşecek?

Daha önce 3 Boyutlu yazıcılar (3D Printer) hakkında kısa bir şeyler yazmıştım. Daha öncesinde de “Kişisel Robotlar” hakkında bir hikaye paylaşmıştım ve sadece hikaye olması bile beni çok heyecanlandırıyordu. Şimdi paylaşacağım şey ise hikaye değil tamamen gerçek ve bence 2014 yılının en önemli gelişmesi. Diğer iki yazıyı önce okuyup sonra bu yazıyı okursanız kafanızda çok daha farklı şeyler canlanacağından emin olabilirsiniz.

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) özetle; üzerinde yaşanabilen ve dünya yörüngesinde bulunan en büyük yapay uydudur. Bu uyduda 6 astronot yaşıyor ve bu kişilerin teçhizat ihtiyaçları 25 Kasım 2014’e kadar dünyadan belli zamanlarda kalkan roketler sayesinde sağlanıyordu.

xl-2016-3d-printing-space-1

17 Kasım’da dünyadan gönderilen bir 3D printer sayesinde artık bu ihtiyaçları için aylarca beklemelerine gerek kalmadı. “Made in space” isimli şirketin tasarladığı özel 3 boyutlu yazıcı, 25 kasımda duyulan bir ingiliz anahtarı ihtiyacı sonucu kullanıldı. Bunu 2 yıl önce birisi size ve bana söylese muhtemelen gülerdik ama ihtiyaç tam olarak şöyle giderildi:

– Uluslararası uzay istasyonundan ingiliz anahtarı ihtiyacı olduğuna dair mesaj gönderildi.
– Mesaj, NASA tarafından alındı ve hızlıca bir ingiliz anahtarı modellemesi hazırlandı.
– Hazırlanan 3 boyutlu model, email aracılığıyla ISS’e gönderildi.
– 3 Boyutlu modeli mailinden indiren ISS astronotu “Berry Wilmore” 3 Boyutlu tarayıcıdan bu modeli bastı!

Yukarıdaki 4 madde şu anda gözünüze çok önemli gelmeyebilir ama bir de geleceği düşünün. (Gelecek derken 10-15 yıl sonrası) Neler yapılabilir, hayal bile edemezsiniz.

Uzayda bulunan bir uydunun içerisinde dünyadan aldığınız modeller ve yönlendirmeler ile parçalarını basarak daha büyük farklı cihazlar üretebilirsiniz.

Ben bu olayı ışınlanma olarak hayal ediyorum. Filimlerde gördüğümüz ışınlanma nasıl oluyordu bir düşünün. Bir cihaz içerisinden girip, diğer yerde genelde aşağıdan yukarı tekrar oluşuyordu. Dünyadan gönderilen bir modelin de uzayda aşağıdan yukarı oluşması nerden baksanız basit ışınlanma gibi düşünülebilir. (Olmadığınız biliyoruz tabi ki!)

Bakalım daha neler göreceğiz. Birileri neler hayal edecek ve başkaları gerçekleştirecek…

Ayak Uydur, Ayakta Kal!

netflix-feet-up

Gelişmelere karşı direnmek veya kayıtsız kalmak herkes için oldukça kötü sonuçlar doğuran bir eylemdir. Şahıs, şirket veya devlet olmanız hiç bir anlam ifade etmiyor. Tabiri caiz ise gelişmelere karşı direniyorsanız kaybedenlerdensiniz.

Kişi olarak direndiğiniz zaman, bireysel gelişiminiz durur ve hatta gerilemeye başlar. Gerileme nedeni de zamanla doğru bildiğiniz şeylerin bile bazı gelişmeler karşısında değişebileceğindendir. Yani durduğunuz yerde (en sevdiğimiz şey) gerilersiniz. Ne kadar harika değil mi?

Şirket olarak direndiğinizde gelişmeler artık birilerini rahatsız etmeye başlar. Gelişmelere karşı direnerek iş yapmaya çalışmak size zaman kaybının yanında artık büyük bir eksi olarak döner. Çalışanlarınız huzursuz ve mutsuz olur. Yaptığınız iş belki çoktan şekil değiştirmiştir, gelişmeler farklı ihtiyaçlara neden olmuştur ama siz hala yerinizde sayıyorsunuzdur. Tahmin ettiğiniz gibi bu durum sizin sonunuz anlamına geliyor. (Nokia?)

Plak şirketleri radyolara karşı ne kadar direndi?

Yaşımdan dolayı plak dünyasında yaşamadım ama her dönemin olduğu gibi o döneminde teknolojik gelişmeleri vardı. Radyo! Radyo yayınları başladığı dönemlerde acaba plak şirketleri satışlarında meydana gelen düşüşten dolayı radyocuları suçladı mı? Onları egale edebilmek için çabaladı mı? Yoksa radyoyu güzel bir dağıtım kanalı olarak görüp oradan da para kazanmaya mı çalıştılar? Bu konuda net bir bilgi bulamadım ama tahminimce sürece ayak uydurdular.

İhtiyaçlar değişti ve plaklar tek başına bu ihtiyaçları karşılamaya yetmeyince artık devir değişti ve kasetler ve hemen ardından CD’ler çıktı ve sonrası hepimizin bildiği gibi iTunes, Spotify vs…

Konuyu asıl getirmek istediğim nokta tabi ki internet dünyası ve bu dünyaya karşı uzun yıllar verilmiş anlamsız savaşlar. Müzik dünyası neden interneti bir dağıtım kanalı olarak görmek yerine savaştı? Harcanan onca savaş sonucu iTunes ve Spotify gibi hizmetler müzik dünyasını istemese de dijitalleştirdi ve şu anda herkes memnun. İnternet gibi bir gelişmeyi faydaya çevirmek yerine direnmek tabi ki müzik endüstrisine büyük kayıplara neden oldu.

Televizyon dünyası (sinema, dizi bir arada düşünelim) için de durum pek farklı olmadı. İnterneti alternatif bir dağıtım kanalı olarak kullanmadılar ve sonuç Netflix. Netflix ve benzeri platformlar şu anda televizyon kanallarının izlenme sayılarını düşürmekle kalmıyor DVD satışlarını yerlere indiriyor. Artık sadece internet için yapılan diziler takip edilmeye başlanıyor ve tabi televizyonda yayınlanan diziler de çoğunlukla internetten takip ediliyor. Dizi firmalarını Youtube üzerinden kazandıkları paralar için Google’da basit bir arama yapmanız yeterli.

Gazetelerin içler acısı durumunu artık konuşmaya bile gerek yok. Sadece tıklatma odaklı galeriler, ve otomatik sayfa yenilemerinden başka bir şey değiller. Bunun yerine zamanında ve tabi ki kaliteli iyi işler yaparak online dünyada da “gazete” olarak kalabilirlerdi.

Şirketler, sosyal medyada yer almamak için ne kadar direndi ve ne kadar geç kaldı hepimiz yakından takip ettik. Sonucu her zamanki gibi yeniliğe ayak uydurmakla sonuçlandı.

Sonuç olarak yeniliklere karşı direnmemeyi bunun yerine en hızlı şekilde adapte olmayı öğrenmemiz ve başarmamız gerekiyor. Bunu en iyi şekilde yapanlar ayakta kalacaktır, yapamayanlar ise 3. sayfa haberleri gibi bir haber ile uğurlanmaya mahkumdur.

Peki 2015 ve sonrası yenilikler hakkında neler yapıyorsunuz? Takip ediyor musunuz?

Hava Reklamcılığında Yeni Akım, Drone!

Bu yazının başlığını 3 Haziran 2014 tarihinde atmışım. O zamanlar görüdğüm bir kaç Drone reklamcılığı haberi üzerine heyecanlanmış, bu reklam modelinin geleceğine dair güzel şeyler hissetmiştim ama çok uzun sürmedi. – Teknolojinin ve gündelik olayların bu kadar hızlı değişmesi sizi de korkutmuyor mu? –

Drone Kullanımı ve Geleceği

Drone’ların özel hayatı ihlal ettikleri ve buna ek olarak da tehlike arzettikleri (kafanıza drone düşsün istemezsiniz değil mi?) yavaş yavaş ortaya çıkınca ve bu tür konularda şikayetler arttıkça hava reklamcılığı anlamında hikaye başlamadan bitmiş oldu. Aslında bu işin çıkış noktasında Amerikalı 19 yaşındaki bir üniversite öğrencisi ve tabi ki Amazon’un efsanevi CEO’su Jeff Bezos var. Bezos, insansız hava araçları ile Amazon kargolarının taşınabileceği konusunda fikirler ortaya attı ve akabinde genç öğrenci drone’lar ile saatlik ücret karşılığı reklam afişleri gezdirmeye başladı. Tabi yukarıda saydığım nedenlerden ötürü bu iş modeli de çok uzun süre yürümemiş olacak ki site kapanmış.

Peki bu drone’lar ile neler yapılıyor? 

Şu anda en hızlı yükselen trend drone’lar aracılığıyla çekişmiş video ve fotoğraflardan oluşan stok siteler. Bu sitelerde farklı kategorilerde yüzlerce video ve fotoğraf bulabiliyor satın alarak kullanabiliyorsunuz. Klasik stok satışı yapan sitelerden içerik dışında çok bir farkı yok. Ama sayıları hızla artıyor.

Stok siteler dışında zaten kullanılan bir de profesyonel etkinlik çekimleri konusu var. Şu anda dışarda yapılan her etkinlikte özelleştirilmiş drone ve yüksek ihtimalle gopro’lar aracılığıyla çekimler yapılıyor ve bu çekimlerden klipler, tanıtımlar hazırlanıyor. Oldukça güzel görüntülerin de ortaya çıktığını söylemeliyim. Yakında her etkinlik ajansının drone seti ve operatörü olacaktır. (Belki de çoktan olmuştur)

Bu iki alan dışında tabi ki bir çok farklı alanda kullanılacaktır, hatta çok yaratıcı alanlarda kullanılacağını göreceğimizden şüphem yok ama yaygınlığı tartışılır. (Belgesel, klip ve film çekimleri için zaten benzer araçlar kullanılıyordu.)

Kişisel kullanım alanları ise git gide sınırlandırılan drone’lar yakın zamanda çok daha sınırlı bir kullanım alanına sahip olacaktır diye düşünüyorum. Başkalarına kötü fikir vermek istemem ama çok kötü şeyler çok rahat yapılabilir drone’lar ile. Hele ki çılgın mühendis olduğunuzu düşünüyorsanız ve elektronik yetenekleriniz de var ise yapabileceklerinizin sınırı kalmıyor. (Search Youtube)

Bu olay, bazı açılardan bana Zeplin’leri anımsatıyor. Onların da çok acıklı ve bilinmesi gereken bir hikayesi var.

SANA NE?

Gazze’de ve hatta dünyanın dört bir yanında olanlar dünyanın çivisinin çıktığının, insanlığın sadece çıkar ilişkilerinden ibaret olduğunun göstergesi.

Filler tepiniyor ve olan her zaman olduğu gibi masum insanlara oluyor. Her ne hikmetse, bu masum halkın geri kalanı bunun farkına varmamakta ısrarcı!

Bu işin bir de “tepki” kısmı var ki o da işin en anlamsız, cevabı en bulunamayacak olan bölümü. Ben basit bir cevap veriyorum: Sana ne? 

– Cemaatçiler nerdesiniz?

– Sana ne?

– Geziciler nerdesiniz?
– Sana ne?

– Boykot mu edilirmiş, çözüm bu mu?
– Sana ne?

– İsrail konsolosluğu c blokta, protesto yanlış yerde yapılıyor ya! (Hadi canım, kimse bunu bilmiyordu sağol)
– Sana ne?

Herkes kendi vicdanından sorumludur, kendi istediğine ses çıkarır, istemediğine çıkarmaz. Bunu yargılamak kimsenin haddine değil. (Her ne kadar bu yazıda kısmen bende yapıyor olsamda.)

Arkadaşım, kardeşim, canım; yaşananlara tabi ki tepkini göster! Bilgin, eğitimin, araştırman ve en önemlisi vicdanın ölçüsünde tepkini göster. Gerisine karışma. Geri kalanlara da karışma çünkü yaptığın şeyin hiç bir anlamı veya faydası yok.

Özel Üniversiteler Gerçekten Çok mu Happy?

Pharrell Williams Happy

Tercih dönemi geldiği için üniversiteler yine çılgınlar gibi reklam kampanyaları yapıyorlar, outdoor, banner, Google, Facebook ve Televizyon reklamlarıysa her yerimiz özel üniversite oldu. Ama gel gör ki bir de sosyal medya içerikleriyle reklam yapmaya çalışan üniversiteler var ki kimsenin aklına gelmeyecek video çalışmaları yapmışlar. Her birini izlediğimde o kadar çok şaşırıyorum ki gerçekten bu kadar yaratıcı, farklı, zeki üniversitelerimiz olduğu için mutluluğum kat kat artıyor. Tüm videolara yer vermek isterdim ama 4 tanesi yaratıcılıklarıyla gönlüme taht kurdu ve ilk aşamada onları paylaşmak istiyorum. Belki sonrasında diğer videoları da ekleyerek güncellemeler yaparım.

İpek üniversitesi:

Hasan Kalyoncu Üniversitesi:

Zirve Üniversitesi:

İstanbul Aydın Üniversitesi:

Bonus:

METU (Resmi bir iş olmayabilir):

Türkiye Eğitim Sisteminde: Çok Seçenek, Az ve Bilinçsiz Yönlendirme

Türkiye'de eğitim sistemi ve aslında olması gereken

Türkiye ile yabancı ülkelerde çalışan insanlar arasındaki en büyük ve temel fark nedir? Bu sorunun cevabı eğitim sistemimiz içerisindeki eksikliklerden birinin de cevabı olduğu için oldukça önemli. Benim gördüğüm en büyük fark “uzmanlık!” Bir çok ülkede kendi alanında, işinde uzman kişiler yetişiyor ve gerçekten sadece olmaları gereken konuda uzman olarak hayatlarına devam ediyorlar. Bizde ise malum herkes her konuda uzman. Hayatın her alanında (sanat, spor vs…) olduğu gibi iş hayatında da böyle. (İş ilanlarını incelemeniz yeterli)

Eğitim konusu açıldığı zaman sadece devletin sağladığı yani zorunlu eğitim akıllara geliyor ama aslında bunun en temeline inmek lazım yani eğitimin başladığı aile içi eğitime.

Not: Bu yazılanları “eğitim” konusunda uzman olmadığım, hatta herhangi bir eğitim almadığım halde yazıyorum, bu bile sistemin hatasından kaynaklanıyor olabilir. Bunu yazması gereken insanlar kimler? Niye yazmıyorlar? Bunlar da ayrı sorular…

Türkiye şartlarında 0-6 yaş arasında ailenizden inanılmaz bir ilgi görürsünüz. Kimse sizin ne yaptığınıza karışmaz, karışmak bir yana doğru veya yanlış ayırt etmeden destek bile verir ve sizin kişiliğinizin temellerinin atıldığı küçük yaşlarınızda bilinçsiz bir şekilde yönlendirir. Aile içerisinde sizin geleceğinize yönelik muhtemelen hiç bir plan yapılmamış, yeteneklerinizi keşfetmenizi sağlayacak veya sizin geleceğinizi şekillendirecek hiç bir şey yapılmamıştır.

Okul çağına geldiğiniz zaman artık aile içerisinde gördüğünüz koşulsuz ve karşılıksız sevgi/saygı yerini ilgiç bir şekilde sert ve karne odaklı yaklaşımlara ve “okuluna gitsin başımız ağrımasın” tavırlarına bırakmıştır. Eğitim veya kişisel gelişim olgusu sadece okulda aşılanıyor, veriliyor gibi bir yanılgının içerisinde siz de artık onlarca öğrenci ve öğremen ile beraber 10-13 yıllık bir serüvene girmiş olursunuz. Aileniz sadece yıl sonlarında gelen karnelere bakar, öğretmenler sadece yazılı sonuçlarınızı inceler ve sizi ona göre değerlendirir. Bunlar dışında kimse sizi yine geleceğe hazırlamaz, bir alanda iyi olmanız açısından yönlendirmez veya bilgi vermez. Şanslı bir bölüm öğrenci içerisindeyseniz ve idealist öğretmenlere denk gelirseniz belki bir nebze farklılıklar yaşarsınız ama onlar da çoğu zaman yeterli olmaz.

Artık karşınızda sadece sistemin zorunlu seçenekleri ile karşı karşıyasınızdır. Sizi yönlendiren, destek olan ve bunu bilgi sahibi olarak yapan insan sayısı oldukça azdır. Ya sayısal bilimlere yönelirsiniz ya sözel, bunları seçerken geleceğinizi nasıl etkileyeceğini bile bilmezsiniz ama seçersiniz. Çünkü notlarınız, öğretmenleriniz ve aileniz sizi bunu yapmaya mecbur bırakmıştır. Eğer normal eğitimden bir fayda sağlayamayacağınıza kanaat getirilmişse ki bu kanaat YGS, SBS, LYS gibi saçma sapan isimlerle belirleniyor, bir çok meslek lisesinden birine puanınıza doğrultusunda yerleşir ve hayatınızın geri kalanına çocukluğunuzdan itibaren hiç bir şekilde bilinçli karar verememiş ve buna yönlendirilmemiş bir şekilde bu karar dolayısıyla o şekilde devam edersiniz. (Beki sağlık lisesi belki öğretmen listesi, belki de meslek lisesinde herhangi bir bölüm…)

Lise döneminiz başarıyla tamamlandı, artık üniversitedesiniz. Yaklaşık 18-20 yaşındasınız ve üniversite eğitimine başlayacaksınız. Nasıl? Hayatınızın yaklaşık 4’de 3’ünü etkileyecek kararlar vereceksiniz ama hala bir bilginiz yok, çünkü şimdiye kadar önünüzde her zaman fazla fazla seçenek vardı ve seçtiğiniz herhangi bir seçenek sizi bir uzmanlığa götürmek yerine yine farklı seçeneklere yönlendiriyordu. Hala mesleki anlamda kim olduğunuzu ne olduğunuzu bilmiyorsunuz.

Bir anı: Geçtiğimiz günlerde meslek lisesinden gelen bir stajyerimizin bölüm öğretmeni ve rehberlik öğretmeni geldi. Yaklaşık 28-30 yaşlarında 2 genç. Öğrencinin durumunu kontrol edeceklermiş ve şirketleri inceliyorlarmış. Şaşırdım, çok sevindim en azından bir gelişme… Rehberlik öğretmeni ile genel eğitim sistemini konuşurken “devlet, öğrencileri bir yere yönlendirmek yerine her zaman seçenekler sunuyor, okul hayatının herhangi bir alanında bu seçenekleri seçebilsin, farklı alanlara yönelebilsin diye” dedi. Aslında beğenmediğimiz eğitim sistemimizin özetini oluşturuyordu. Yönlendirmek, bilinçlendirmek yerine bilinçsiz gençlerden seçenekler arasında seçim yapmalarını bekliyoruz!

Üniversiteye gittiniz, orada da düzen aynı. Sizi, seçtiğiniz meslek dalında genelde var olan farklı uzmanlıklara ayıran herhangi bir sistem yok. Örneğin bilgisayar mühendisliği okuyorsanız mezun olduğunuzda hala ne iş yapabileceğiniz konusunda muhtemelen fikriniz yoktur. Var olan fikriniz de muhtemelen staj yaptığınız zaman gördükleriniz ile sınırlıdır. Evet, yine yönlendirme, bilinçlendirme adına hiç bir şey yok! Sonuç: Bilinçsiz meslek sahibi mezunlar!

Şimdi yazının en başında Türkiye ve diğer (daha gelişmiş) ülkeleri karşılatırdığımız zaman uzmanlık konusundaki farklılığı görmüştük hatırlarsanız, bunun ne gibi faydası var biliyor musunuz?
Bizim ülkemizde 25-28 yaş arasında bir genç bir meslek sahibi olmuş ve bir şeyler yapmaya başlamış ise başarılı sayılıyor ama kimse hayatının 3’de 1’inin hatta belki daha fazlasının gittiğini düşünmüyor.
Bizim ülkemizde, genç yaşta büyük işler başaran kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor iken diğer ülkelerde 20-25 yaş arasında büyük işler başaran kişilerin sayısı yüzleri hatta binleri bulabiliyor. Çünkü çok genç yaşta uzmanlıklar konusunda başarılı yönlendiriliyorlar ve yeteneklerini keşfedebiliyorlar. (Evet, bence en büyük etken bu!)

Peki Ne yapmalı?

Öneri: Lütfen, eğitim konusunda TED’de yapılan konuşmalar arasından seçilmiş bu 10 videoyu izleyin! 

– Eğitim, aileden başlar. Çocuklarınızı sadece sevmek, onlara isteklerini sağlamak yetmez. Onların geleceğini şekillendirecek hamleler, stratejik hareketler yapmalısınız. Çocuğunuzun yeteneklerini keşfetmesini SİZ sağlamalısınız, o sadece bir çocuk, bunu da sadece siz yapabilirsiniz. Okuldan böyle bir şey beklemek saçmalık…
– Okul hayatı boyunca çocuğunuzu eğitmenlere vermeyin. Evet, yaptığınız sadece çocuklarınızı öğretmenlere vermek, onları takip etmek ve/veya gelişimlerini incelemekten acizsiniz. (Hepimiz için durum malesef böyle.)
– Sevgili öğretmenler! Okulunuz bittiğinde, muhtemelen hala birer genç olduğunuz için lütfen öğrencileriniz kadar kendi gelişiminizi de sağlayın! Siz ne kadar gelişirseniz öğrencilerinize de o kadar faydalı olursunuz. Araştırma, öğrenme sizin için zorunluluk olmalı. (Devlet bu anlamda bir zorunluluk getirmeli)
– Sevgili devletimiz, eğitim alanında sadece sınav isimlerinde, zamanlarında, türünde değişiklik yapmakla yetinmeyin. Bu değişikliği en aza indirgeyecek, kalıcı ve gerçekten inovatif bir şeyler üretin. (Yurt dışından, yabancı ülkelerin eğitim sistemlerinden bir şeyler çalın gerekiyorsa bunu hayatımızın her alanında yapmıyor muyuz?)
– Eğitmenleri, ilkokuldan üniversiteye ve hatta üniversitelerdeki profesörlere kadar dönemsel sınavlara veya zorunluluklara tabi tutun, örneğin her 2-3 senede bir özel birer makale yayınlatmak, alanlarına yönelik özel ve farklı çalışmalar yapmak zorunda olsunlar ve bu da puan sistemlerine etki etsin. Kendilerini geliştirmek zorunda kalsınlar.
– Çocuklar veya gençleri hayatın her anında çoktan seçmeli sınav yapar gibi çoklu seçeneklerle baş başa bırakmayın, bunu bir dönem yaptıktan sonra o çoktan seçenekleri azaltın ve yönlendirin. Çünkü bir çocuk veya genç yönlendirmeler sayesinde yolunu bulur. 25 yaşında kendini keşfetmesi şu anda bir başarı olsa bile çok büyük bir kayıp, bunun farkına varın!

Düşünüldüğü zaman bu yapılacaklar listesi uzar gider, ara ara eklemeler yaparak bu listeyi de uzatacağım, belki birilerinin işine yarar, fayda sağlar. Sizin de söylemek istediğiniz şeyler var ise, eklemek istediğiniz öneriler var ise bunları yorum olarak paylaşırsanız yazıda yer vermek isterim.

Üşenmeden yazının tamamını okuduğunuz (okudunuz değil mi?) için ayrıca teşekkürler.

TTNET ve Türk Telekom Müşteri İadesi Konusu

Breaking-Bad-money-bedKişisel blogda böyle konulara yer vermeyi çok sevmesem de Türkiye’de büyük firmaların yaptığı küçük hesapları, daha doğrusu halkın zaafları nedeniyle elde ettiği haksız geliri eleştirmek adına yazıyorum.

Bugün, uzun zamandır oturduğum evimdeki tüm aboneliklerimi iptal edebilmek için uzun bir koşturmaya başladım. İGDAŞ, İSKİ, TTNET, Digiturk derken bayağı uğraştırıcı da olsa hepsini tek bir günde bitirmiş olmanın gururunu yaşıyorum. İçlerinde en problemsiz kurum olarak da İSKİ’yi seçtim. Her ne kadar 2014 yılında sular kesiliyor olsa da kesilme bildirimleri, online işlemler vs her konuda en stabil kurum olarak seçtim.

Gelelim TTNET’e! 3-4 yetkili bayi gezip, en sonunda Üsküdar genel merkezine gitmek zorunda kalarak taahüt bulunan aboneliğimin iptalini gerçekleştirirsem ne kadar ödemem gerektiğini öğrendim. Hemen ardından iptali yaptım ama ödemesi için temmuz ortasını, sonra da ek borç olma ihtimaline karşı ağustos ayında takip etmemi önerdiler. Türk Telekom grubu olduğu için 5 Mart 2014 tarihinde mesaj olarak bana (ve muhtemelen milyonlarca aboneye giden) 0.35 TL alacağımın olduğunu bildiren sms geldi. Hazır işlem yaparken bu miktarı istediğimi belirttim ve TC kimlik numaram ile sorgu yapıldı.

Yapılan kontrol sonucunda 10.27 TL alacaklı olduğumu öğrendim ve müdürün imzası ile bu iadeyi aldım. Şimdi çok basit bir Cem Yılmaz hesabı ile 10 TL borcu olan sadece 1 milyon abone olsa (5-6 milyon abonesi olan bir kurumdan söz ediyoruz) 10 milyon TL gibi bir ücret yapıyor ki burada önemli olan elde edilen haksız kazanç!! (Bkz. Cem Yılmaz)

1- Ben bu SMS’i Batman’da aile ziyaretinde aldığım halde neden hizmet aldığım İstanbul’da bu iadeyi almak zorundayım?

2- Bir şekilde benden fazla kesilen ve bana iade edilmesi gereken ücret için neden ben bu kadar uğraşıyorum?

3- Hayatım boyunca böyle ufak miktarlar için en ufak bir hareket yapmaya bile üşenen benim gibi milyonların cebinden çıkan bu paralar için neden şirketlere bir yaptırım yapılmıyor? Bu alınmayan paralar neden bir süre sonra bir kuruma bağışlanmıyor? (Veya başka bir şey…)

Görevliye sordum ve kullanıcıların bunu şubeye gelmeden sorgulayabilecekleri bir yer var mı dedim, internetten alacak var mı yok mu hem TTNET aboneleri hem de Türk Telekom aboneleri sorgulayabiliyor. Alacağınız varsa yinemaalesef genel merkezlere giderek alabiliyorsunuz.

Size söyleyebileceğim tek şey, lütfen girin, sorgulayın ve 1 kuruş bile olsa alacağınız varsa gidip tahsil edin. Ben bunu yapınca tabi ki zengin olmadım ama içim daha rahat… Umarım, devlet bu tür konulara da bir çözüm üretir…

TTNET iade sorgulama linki.

Türk Telekom iade sorgulama linki.

Türkiye’nin Olaylar Karşısında Dikkat Süresi

siyah kurdale tepkisi

Son zamanlarda oldukça acı verici, büyük olaylar yaşadığımız herkesin kabul ettiği bir gerçek. Bu olaylar karşısında bazen tek ses, bazen farklı seslerle de olsa herkes bir tepki gösteriyor ve bu tepkilerin sonuç vermesini hayal ediyor. Peki bu tepkilerimiz ne kadar sürüyor? Herhangi bir olay karşısında ne kadar ilgili durabiliyoruz.

Yaşadığımız bazı olayları dayanak noktası alarak bu sürenin 1 haftadan az bir süre olduğuna kanaat getirdim. Bu kesinlikle bir eleştiri olarak düşünülmemeli fakat gösterdiğimiz yoğun tepkilerin süreklilik arzetmesi, sonuç alma ihtimalini artıracağı için kısa süreli tepkiler sadece bireylere zarar veriyor diye düşünüyorum

Bu konuda sizin görüşleriniz, yorumlarınız benim için çok değerli. Sunumu inceledikten sonra yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

[Fikir/Proje Önerisi] Big Data Kullanın, Neler Popüler Gösterin!

google-trendsBig Data (Büyük Veri) konusu herkesin gündeminde. Her şey daha fazla data toplamak üzerine kurgulanıyorken tabi ki bu dataların anlamlandırılması da gündeme gelmeliydi. Öyle de oldu, herkes data anlamlandırmak (data mining) üzerine çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalar son kullanıcıya fayda sağlayacak hale getiriliyor.

Örneğin, market alışverişlerinizde sık kullandığınız sadakat kartı sizin hakkınızda tahmin ettiğinizden daha fazla bilgi sahibi oluyor. Elde ettiği bu bilgiler sayesinde geleceğiniz hakkında yorum bile yapabiliyor. İşte tam da bunların olabilmesi ve size fayda sağlayabilmesi için elindeki bu verileri anlamlandırması gerekiyor, henüz yapan firma sayısı 1 elin parmaklarını geçmese bile bir gün bu sadakat kartları size çok fayda sağlayabilir (tabi asıl fayda markaya).

Benim bu yazıyı yazma nedenim tabi ki CRM, sadakat programları veya data mining değil. Türkiye’de bir kaç firmanın elinde olduğunu bildiğim büyük sosyal veriyi kullanarak bir proje geliştirmeleri konusunda öneride bulunmak. Bu projeyi ben de yapmak isterdim fakat böyle bir dataya ulaşmak benim açımdan kısa vadede çok zor olduğu için hali hazırda yapabilecek firmalara önermek çok daha kolay geldi. Belki birileri yapar da bende bu projeden faydalanabilirm. (:

Şu anda popüler neler var?

Sosyal ağ kullanıcı sayıları hız kesmeden artıyor, Türkiye ve dünyada büyüme en az 3-5 yıl daha sürecektir, bunu da göz önüne alacak olursak henüz potansiyel çok fazla. Türkiye özelinde konuşacak olursak yaklaşık 30 milyon internet kullanıcısı var. Çok büyük bir bölümü sadece “tüketici” olduğu için herhangi bir konu çok hızlı popüler olabiliyor ve tabi aynı hızla popülerliği sönebiliyor. Hatta öyle ki bir kaç yıl arayla aynı konular tekrar tekrar popülerleşebiliyor.

İhtiyacımız da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Artık o kadar hızlı tüketiyoruz ki bir yerden sonra ipin ucu kaçıyor ve takip edemez hale geliyoruz. Elinde büyük data bulunduran, sosyal ağları ve genel olarak interneti takip eden firmalar işte burada bir servis sunarak bu takibi çok daha kolay hale getirebilir.

Her platform kendi “popüler konular”ını belirler ama hepsi tekil olarak çalıştığı için genel olarak internetin popüler konularını takip etmek biraz sıkıntılı olabiliyor. Twitter’da Trending Topic, Google’da Trends vs takip etmek zor olabiliyor. Bunun önüne geçmek için sosyal medyayı takip eden firmalar kelime ve url bazlı analizler yaparak genel olarak ülke gündeminin neyle meşgul olduğunu tespit edebilir, bu popüler konunun ne zaman doğduğuna, ne zaman en popüler zamanını yaşadığına ve ne zaman söndüğüne dair çok net bilgiler paylaşabilirler. Bu paylaşımları da metin, video ve fotoğraf paylaşımları olarak 3 farklı başlıkta sunabilirler.

patek philippe arama sonuclari

Bir internet sitesi!

www.bunumutlakagormelisin.com projemizin yayınlanacağı internet sitesi olsun. Bu siteye giren kullanıcılar, o anda internet dünyasının en popüler konularını görsün. En çok paylaşılan aforizma, espri, youtube videosu, vine videosu her neyse bunu bir listeleme mantığıyla takip edebilsin ve gündem değiştikçe bu konular aşağı doğru düşerek popülerliğini yitirsin. Tıpkı bir listeleme sitesi gibi fakat bu sitenin farkı birinin liste yapması değil büyük datanın anlamlandırılarak otomatik bir liste çıkarması. En popüler konuların detaylarına girerek, hangi tarihten beri insanlar konuşuyor, ne zaman patlama yapmış görebilsek, aktif sosyal medya kullanıcılarının hızına yetişemeyen kişilere “old” diye yorum yapma zevkini daha keyifli hale getirecek bir site olsa hoş olmaz mıydı?

Aktif kullanıcı olabilirsiniz ama gündemi sadece kendi çevreniz kadar takip edebilirsiniz. Çevreniz ne ise, sizin gündeminiz de ondan ibaret olur. Bu site ise sizin gerçek gündeme de uzak kalmanızı engellemiş olur ve bu sistemin bağımlısı olursunuz. Sizi bilmem ama benim her gün takip edeceğim siteler arasına gireceği kesin.

Bunu yapmak ne kadar mümkün?

Twitter’dan atılan tüm tweet’lere erişebiliyor, hatta bu tweet’ler arasında yazdığım gibi analizler yapabiliyorsunuz. Bu nedenle sisteminize Twitter’ı dahil etmek çok problem değil. Youtube’un verdiği linkler belli, sisteminize dahil ettiğiniz sosyal ağlarda link bazlı analiz yaparsanız en çok paylaşılan linkleri de almış olursunuz. Buradan da Youtube’da en popüler videoları takibe alabilirsiniz. Facebook bu konuda en problemli mecra, maalesef API yeterli veriye erişmenize izin vermiyor, burada da belki kullanıcıların kendi profillerine erişim izni alarak bir reel kullanıcı veritabanı oluşturabilir, aldığınız erişimler sayesinde popüler gündemi kısmen belirleyebilirsiniz. Instagram ve vine’da hashtag bazlı analizlerle güzel veriler elde edebilirsiniz. Bunların tamamının aldıktan sonra tek yapmanız gereken hepsinden elde ettiğiniz verileri bir algoritmayla puanlandırmak ve bir liste oluşturmak. (Söylemesi kadar yapması kolay değil tabi.) Ama sosyal medyayı takip ettiğini söyleyen sistemler için bu tür analizler yapmak oldukça önemli. (Mashable, kendi yazıları için bunu kısmen yapıyor, eminim kullanıcıları iyi bir şekilde yönlendiriyordur.)

Firmaya ne gibi bir fayda sağlar?

– Sosyal medyayı herhangi bir engel olmadan ne kadar iyi takip ettiğinizi kanıtladığınız bir platform.

– İçeriğin kral olduğu bir dünyada en kral içeriği siz belirliyorsunuz, bunun getireceği fayda hiç de küçümsenmemeli.

– Bu içeriğe erişimi sınırlı veya sınırsız yapabilirsiniz. Reklam veya abonelik modelleri ile gelir elde edebilirsiniz. (Bir çok platforma sınırsız içerik sağlayıcısı olduğunuz için iyi bir abonelik modeli çıkarabilirsiniz.)

– Müşterileriniz size artık soru işareti olmadan gelecektir çünkü siz sosyal gündemi halka sunan bir yapının sahibisiniz, kendinizi kanıtlamışsınız artık müşteriniz “acaba benim istediğim veriye sahip mi?” sorunun cevabını biliyor. Siz gitmeyeceksiniz, onlar size gelecek.

– Son kullanıcının oldukça sık takip ettiği bir platformun sahibi olmak da yukardakilerin dışında güzel bir fayda olmaz mı?

Sosyal reyting sistemleri bunun başlangıcı!

Twitter’ın da Nielsen ile dahil olduğu sosyal tv ölçümleme sistemleri namı diğer sosyal reyting sistemleri bu konunun bir başlangıcı. Kanallar, yapımcılar, medya planama firmaları elde edilen bu sosyal ölçümleme datalarından oldukça faydalanacaklar. Kanal, hangi programın ne gibi tepkiler aldığını görebilirken yapımcı, en çok hangi oyuncuya/konuya odaklandığını görebilecek. Medya planlama şirketi ise tweet atan kullanıcıların profillerine göre artık hangi saatte hangi reklamı çıkması gerektiğini müşterisine çok daha net söyleyebilecek. (Bu daha başlangıç!)