Sosyal Oyunlar ve Gelecekleri

Sosyal ağlar üzerinde arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zamanı eğlence ve iletişime çeviren bu oyunlar, artık sanal hayatın bir parçası oldu.  Sosyal oyunların hızla büyümesindeki en önemli faktör “arkadaşlar“. Eğer bir oyunu arkadaşlarınız ile oynuyorsanız, o oyun kendisini dahada çekici kılar.

Gözlemlerime göre, eğer kişinin bir oyunda hiç arkadaşı yok ise, oyunda kalma süresi ve oyuna tekrar uğrama sıklığı çok düşük iken, arkadaşlarıyla oynadığı bir oyunda kalma süresi kat kat daha yüksek oluyor.

Sosyal oyunlar genellikle “sanal eşya” (virtual goods) satma ile modellendirilmiştir. Yine arkadaş faktörüne dayalı olarak, 2009 yılında Sosyal Oyunlar üzerinde satilan sanal eşyaların toplam değeri 1.6 Trilyon $ olarak biliniyor.

Oyunlar artık Konsol ve Bilgisayarlardan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yeni trend mobil cihazlar ise yukarıdaki tablonun doğruluğunu kanıtlıyor.

Facebook kullanıcılarının %53’ü oyun oynuyor, yani yaklaşık 265 Milyon oyuncu. Oyunlarda yaş ortalaması 43 iken,  bu sayının %69’unu bayanlar oluşturuyor ve bayanların %74’ü oyunlarda harcama yapıyor. Enteresandır ki, toplam oyuncuların %46’sı 50 yaşın üzerinde.

Almanya’daki oyuncuların sayısı 17 Milyon, yani Alman internet kullanıcıların %30’u. Bu oyuncuların üçte biri sadece facebook’daki oyunları oynuyor. Alman facebook oyun geliştiriclerinden biri ise wooga, şuan toplam 4 oyunu olan wooga başarıyı Bubble Island ile yakaladı.

Henüz yeni yeni gelişen Türkiye pazarında lider olan OyunStüdyosu‘nun ürettiği Sanalika‘da ise, 2 yılda 9 milyon karakter yaratıldı. Gece-Gündüz fark etmeksizin saatte 1100’den fazla sanal eşya satan Sanalika, başarısını istikrarlı bir şekilde sürdürüyor.

Önümüzdeki hafta Çarşamba günü comTalks’un konuğu Sanalika Pazarlama Müdürü Semin Özmoralı. Semin hanım ile Sanal Dünyalar, Sanal Ekonomiler ve Sanalika üzerine yapacağımız söyleşiyi önümüzdeki hafta comTalks’ta bulabilirsiniz.

Sosyal Medyada Prime Time

Her geçen gün daha fazla kullanıcının dahil olduğu sosyal medyada ,paylaşımlarımızın daha fazla ilgi çekmesi için artık sadece kaliteli olması yetmiyor. Paylaşımlarımızın daha fazla ilgi çekebilmesi için kalitesi kadar önemli bir kıstasta paylaşımın yapıldığı zaman!

Televizyon dünyasından aşina olduğumuz prime time olgusu aynı şekilde internet medyasında yani sosyal medyada da geçerli. Televizyonlar en önemli programlarını, büyük bütçeli reklamlarını nasıl prime time’da yayına alıyorsa bizlerde en değerli paylaşımlarımızı bu saatlerde yayınlarsak o derece ilgi çekici olur ve bir o kadar da fazla etkileşim alırız.

Sosyal medya’da prime time’ın hangi saatler olduğunu ise Mashable.com’da yayınlanan, Facebook’da paylaşılan içeriklere göre yapılmış bir araştırma sonucunda gayet açık şekilde görebiliyoruz. Araştırmaya göre:

– Facebook’da en aktif olunan saatler, 11.00, 15.00, 20.00
– Etkileşimin en yoğun olduğu saat ise 15.00 olarak belirlenmiş.

Türkiye’de henüz böyle bir araştırma yapılmadı fakat Türkiye standartlarını göz önüne alacak olursak bizim prime time’ımız 09.00 – 10.00, 13.00 – 14.00, 20.00 – 23.00 diyebilirim.

Peki ama neden?

Türkiye’nin çok büyük bir bölümü 09.00 – 18.00 saatleri arasında ya iş başında oluyor ya da okulda/dershanede oluyor. Bu nedenle sosyal medyanın en yoğun saatleri daha çok işe ilk gelinen saatler, öğle yemeklerinden hemen sonrası ve akşam yemekleri sonrası diyebiliriz.

– İşyerine ulaşan insanlar ilk olarak bilgisayarı açıp günlük basit kontrollerini yapar, bu sırada da takip ettiği sayfaları/kişileri gözden geçirir.
– Öğle yemekleri sırasında öğrenciler, öğle yemeklerinden hemen sonra ise çalışanlar yine sosyal ağlarda, takip ettikleri ağlarda bir gezintiye çıkar sonrasında işlerine/okula devam ederler.
– İş/okul çıkışı eve ulaşan internet kullanıcıları yine yemek sonrası sosyal ağlarda vakit geçirmeye başlarlar. Bu andan itibaren saat sınırlaması getirmek pek doğru olmayabilir fakat genelde 23.00 ve sonrasında bir düşüş yaşandığı gözleniyor.

Genel anlamda internet kullanım alışkanlıklarımızın bu yönde olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. Tabi, genel alışkanlıklar böyle olduğu için mutlak doğrudur demek olmaz. Paylaşımlarımızın kalitesi, hedef kitlesi ve tabi paylaşım şeklimiz de çoğu zaman etkileşimin artmasına veya azalmasına neden oluyor. Paylaşımlarımızı yaparken bunları göz önünde bulundurmak, hedef kitlemize ulaşmamızda ve istediğimiz gibi etkileşim almamızda büyük yarar sağlayacaktır.

Tüm bu istatistiklerin odak noktasında bulunan siz sosyal medya kullanıcıları bu konuda ne düşünüyorsunuz? Deneyimleriniz neler? Yorumlarınızla yazıya katkı sağlarsanız Türkiye’nin prime time’ını daha net görebiliriz.