Bilginin yayılım hızında en büyük etkenin iletişim kanalı olduğunu düşünüyorum. Burada “bilgi“ derken bir “yenilik”ten söz ettiğimizi düşünelim.

Eskiden bir yeniliği gazetelerden, dergilerden öğrenirdik. Fakat gazeteler bize birgün önceki haberleri verirler, yani eski habreler, eski bilgiler! Dergiler ise haftalık veya aylık olduğu için zaten eski haberleri iletirdi. Yani bir yenilikten haberdar olma süremiz günlerle belirleniyordu.

Radyo ve televizyonlar yaygınlaştıktan sonra bilginin yayılım hızında gözle görülür bir değişim meydana geldi. Ülkemizde, hatta farklı ülkelerde olan bir yeniliği aynı gün içinde öğrenebiliyorduk. Her ne kadar hızlı görünse de bu yeniliğin kanala ulaşma süresi, bunun hazırlanışı ve sunum süresini düşününce saatler geçmiş oluyordu. Bu sürenin dışında televizyon ve radyo bize her şeyi tam anlamıyla veremiyordu çünkü “zaman” kısıtlaması vardı. Belli saatler arasında belirli şeyleri hızlıca vermek zorundaydı.

Sonra İnternet diye bir şey icat edildi. Hızla yayılmaya başladı, daha önce hiç bir şey bu kadar hızlı yayılmamıştı. Yayıldıkça kullanıcılarına sağladığı bilgiler de sınırsız bir hal aldı.  Google neredeyse internet üzerinde yayınlanan her bilgiyi depoladı ve bizlere sundu. (Aramayı bilene!) Bununla yetinmedi geçmişe de el atmaya başladı. Eksi gazeteleri, dergi ve kitapları tarayarak arşivlemeye başladı. Bu sayede sadece yeni bilgiye değil çok eski bilgilere de rahatlıkla ulaşabilir olduk. Bunun için bilmemiz gereken tek bir şey vardı. O da “Ne istiyorum?” sorusunun cevabı.Bu sorunun cevabını bilenler için bilgiye ulaşmak artık hiç zor değildi. Ama bu da yetmedi!

“Arama” yapmak zorundaydık, o kadar çok bilgi, yenilik vardı ki en güncel olanına ulaşamıyorduk, kaçırıyoruduk. Bilgi bolluğu içinde boğulur hale gelmiştik. İşte tam o sırada “sosyal medya” dediğimiz olgu oluşmaya başladı. Artık içeriğimizi kendimiz üretiyor, üretilen içerikleri anlık olarak takip edebiliyorduk. Dünyanın gündemini twitter’dan takip edebiliyor, o konu hakkında paylaşılanları Facebook aracılığı ile takip edebiliyor, yorumlayabiliyorduk. Arkadaşlarımız, yakın çevremiz ne düşünüyor, ne yapıyor öğrenebiliyorduk. Hatta henüz üretim aşamasında olan bir teknolojiye bile ulaşabiliyorduk, çünkü insanlar paylaşmak istiyordu. Bunu engellemek mümkün değildi.

Sosyal medya sayesinde bilgiye ulaşmak o kadar hızlandı ki dünya ile aynı anda, kullanamıyor olsak bile, bir konu veya ürün hakkında fikir yürütebiliyoruz. İnsanlarda doğuştan var olan merak ve paylaşım duygusu her şeyi değiştirdi. Daha önce yanımızdaki arkadaşımıza anlattıklarımızı, paylaştıklarımızı artık tüm dünya ile paylaşır hale geldik, çünkü bildiğimizi herkesin bilmesini istiyoruz.

Çok güncel bir örnek verecek olursak Aref Ghafouri isimli ilüzyonist 20 Şubat gecesi Yetenek Sizsiniz isimli programda bir gösteri yaptı ve izleyenleri şaşırttı. Yapılanın bir gösteri olduğunu herkes biliyordu ama yinede nasıl yapıldığı merak konusuydu.İşin kötü yanı nasıl yapıldığı ile ilgili bir çok kişinin en ufak bir fikri yoktu. Aynı gece, birkaç saat içerisinde, Facebook’da ve Youtube’da yapılan gösteriye yönelik bilgi verici videolar yayılmaya başladı. Gösterinin ince noktalarını yakalayan onlarca kişi bunu paylaşma gereği hissetti ve meraklıları için bulduklarını paylaştı. Bir çok kişi bilgilendi bir o kadar kişi de güldü geçti.

Burada anlatmak istediğim şu, bilgiye ulaşmak artık çok hızlı. O kadar hızlandı ki aynı gün içinde birden fazla “önemli” gündem konusu olabiliyor, bir çok kişi bunları kaçıyor, bazıları günler sonra konu ile ilgili bilgi sahibi olabiliyor, en kötüsü de bazı kişilerin bu olanlardan hiç bir zaman haberi olmuyor!

Gündemi yakalamak ve yenilikleri takip edebilmek için sosyal medyayı daha aktif kullanmak zorundayız. Devir öyle değişti ki artık bilgiye gitmemize gerek kalmıyor, gerçekten önemli ise o zaten bizi buluyor! Yeter ki takip edebilelim…

Tagged on:             

5 thoughts on “Bilginin Yayılımı ve Sosyal Medya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir