Bilişim muhabirleri derneği (BMD) ile bloglar arasında bir tartışmadır sürüyor. Bu konu ile ilgili Türk.İnternet’in yazılarını okumadıysanız okuyun. (BMD yönetim kurulu başkanı röportajı, Blog yazarı Burak Bayburtlu’nun cevabı)

Blog yazarları asla gazeteci olmaz, olmamalıdır. Çünkü blog yazmak çok farklı bir olaydır. Ancak nedendir bilinmez sanki blog yazarı olan herkes bir gazeteci olmayı hedefliyor gibi bir izenim var. Bu yanlış anlaşılmanın temelinde hem blog yazan hem de gazeteci olan kişilerin olması yatıyor. Yani hem gazeteci hem blog yazıyor diye “ki blogları ile gazetecilikleri tamamen farklı” herkesin amacı oymuş gibi görünüyor. Ama değil.

Blog yazan kişiler yani bloggerlar sadece kendi düşüncelerini yansıtmak için yazarlar. Tabi her konuda olduğu gibi bu konuda da istisnalar olacaktır, bloglarını farklı amaçlarla kullananlar çıkacaktır (basın organları da farklı amaçlarla kullanılmıyor mu?) ama onları bu konunun dışında tutuyor, blogger statüsüne koymuyorum. Bloglarımızda yazdığımız konularda tamamen kendi düşüncelerimize yer veririz, başkalarının yönlendirmesi ile yazmayız.

Fatih Bey şöyle bir şey söylemiş : “…Yani, bir çıkar grubu değil de gerçekten medya gibi hareket ettiklerinde BMD’nin kapıları sonuna kadar bu arkadaşlara açık olacaktır…

Yani şu anda bloları tamamen çıkar üzerine yazan kişiler olarak görüyorlar. Neden? Çünkü o blog yazarları organizasyonlara katılır, katıldıkları organizasyonlar ve belki ürünler hakkında yazılar yazıyor diye. Çünkü o blog yazarı davet edildiği için “övgüyle yazar, kötü yönlerinden söz etmez”. Kesinlikle katılmıyorum. Her organizasyonun iyi yönleri kadar rahatsız edici yönleri de yazılıyor, kimse kimseyi övmek zorunda olmadığı için tarafsız, bir çok basın-yayın organına göre daha kaliteli ve doğru şekilde yazıyor.  

Röportajın bir bölümünde ise: “Bizi bloggerlardan ayıran nokta, bizlerin maddi bir beklentimiz olmaması. Bizim yayınlarımız, sektörden aldığı reklamla beslenir. Bazı blogların, buradaki tavrı ise; “Biz ciddi okur kitlesine sahibiz. Biz, bütün medyayı ve gündemi yönlendiririz. Bizde basın bülteni yayınlamak istiyorsanız x TL para vereceksiniz” şeklinde oluyor.” Bloggerlardan ayrılan noktalarının maddi bir beklenti olmaması konusunu hiç anlamıyorum. Yani yazarken öylesine mi yazıyorsunuz? Hayır, kaliteli içerik üretelim reklamlar alalım diye. Blog yazarının da yaptığı bundan farklı bir şey değil. Kaliteli içerik üretip reklam gelirlerini arttırıyor. Nerede ayrılıyorsunuz? Üstelik basın bülteni yayınlamak için ücret istenmesi kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü blog yazarı o basın bültenini yayınladığı zaman, kendi düşüncesi olmayan tamamen reklam olan bir metin yayınlamış olacak. Onca emekten sonra da onu istemesine kimse karışmamalı!

Demek istediğim blog yazarları hiçbir zaman gazetecilerin yerini almak istememiş, istemezde. Bizler bloglarımız aracılığı ile sesimizi duyurabildiğimiz kadar duyurup, insanları kendi düşüncelerimizden yola çıkarak bilgilendirmeye devam edeceğiz. Birçok basın-yayın organın yaptığı gibi yanlış yönlendirmeyeceğiz.

Bu konu ile ilgili olarak hem blog yazan hem de BMD üyesi olan birkaç kişiye şöyle bir soru yönelttim.

Sorum şuydu: Hem blog yazarı, hem BMD derneği üyesi olarak Türk.internet.com da çıkan haberle ilgili ne düşünüyorsunuz? (http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=24689) Bu tartışmaların asıl nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Malesef beklediğim gibi olmadı. Soruyu sorduğum kişilerin çoğu geri dönüş bile yapmadı, bazıları bu konuda konuşmak istemediklerini söyledi, bazıları bu konunun yazılarak anlatılmayacağını söyledi, bazıları ise cevap vereceğini söylediği halde cevap vermedi. Tek cevap veren Cem Kıvırcık oldu. Sorumu yanıtladığı için tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Keşke diğer arkadaşlardan da cevapları alabilseydim!

Cem Kıvırcık’ın verdiği yanıtı hiç dokumadan yayınlıyorum. Bakalım bu tartışma nereye kadar gidecek ve nasıl bir son bulacak.

Başlarken bir şeylerin altını iyice çizmek istiyorum. Kişisel olarak “blogger”larla herhangi bir sorunum yok, “blogger”lara karşı olmam gibi bir duruşum yok. Ben, BMD’nin yönetim kurulunda bulunmuyorum, BMD gereken açıklamayı yapmıştır, yapacaktır da… Ancak olayları yakından takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, BMD’nin de “blogger”ların karşısında olmak gibi bir duruşu söz konusu değil. Kaldı ki, konunun gündeme gelmesinde başrolü oynayanlardan biri olan Kemalettin Bulamacı da, “blogger”lara karşı filan değil. Olay, çıkış sürecinden bu yana, şirketlerin sunduğu bir takım –amiyane tabir kullanıyorum kimse kusura bakmasın – avantadan yararlanamayan gazetecilerin, “blogger”ları çekememesi ve onları kıskanması gibi gösterilmeye çalışıldı ve bu iki grup karşı karşıya getildi. Bunun detayları bir başka yazı konusu olur ki, lafı dolandırmanın alemi yok.

İletişim çağında yaşıyoruz… 1983’te gazeteciliğe başladığımda daktilo kullanırdık. Daktilo ile yazılan yazılar önce “müsahhih” yani düzeltmene gider, onların gerekli imla ve anlam düzeltilerinden sonra, teleks makinesine benzeyen makinelerde dizilirdi. Sonra bu dizilen yazılardan çıkış alınır. Alınan çıkışların arkası mumlanarak, pikaj kartonu denilen kağıtlara yapıştırılırdı. Sonra resimlerin renk ayrımı yapılır, önce kamera servisine sonra montaj servisine götürülerek, sayfalar astrolon adı verilen şeffaf plastik katmanlara yapıştırılarak, dört ana baskı rengi için baskı kalıpları çektirilirdi.

Bu süreçte bilgisayarlaşmanın başlamasıyla birlikte, önce düzeltmenler gitti. “Herkes kendi yazısını okusun” dedi patronlar. Ama bakın büyük gazetelere, başsayfalarında bile bir sürü hata var. Sonra sırasıyla, dizgiciler, pikajcılar, kamera elemanları, montajcılar ve en sonunda da kalıpçılar gelişen teknolojinin kurbanı olarak, işlerinden oldular. Arada dönüşebilen ve bilgisayarla arasını düzeltenler ise, grafiker uygulamacı olarak kendilerine sektörde yer buldular. Değişmeyen tek şey, yazanlar, üretenlerdi… Dün daktiloyla yazanlar, bilgisayara geçiyorlardı. Ancak daktilolarında direnenler de vardı. Bırakın daktiloyu, Milliyet’in çınarı rahmetli İslam (Çupi) Ağabey, hala bildiği gibi elle yazıyordu.

Dolayısıyla medya da bir dönüşüm sürecinde… Genişbant internetin yaygınlaşması, internet araçlarının ucuzlayıp her eve girmesi, hem yeni bir okur tipi, hem de yeni bir medya yarattı. Ülkemizde gazete satışları bir dönem 2,5 milyonu geçmiyordu. En fazla satan dergiler ortalama 50binde takılıyordu. 1997 yılında çıkarttığımız bilgisayar ve internet dergilerinde yerli içerik sahibi site bulabilmek için fırıl fırıl dönerken, şimdi yerli içerikte lale devri yaşanıyor.

Evet medya değişiyor ama yapılan iş hep aynı… Haber vermek, bilgilendirmek… İnsanlar önce mağara duvarlarına yazdılar, sonra taşlara, pişmiş tabletlere, hayvan derilerine, ağaç yapraklarına, papirüslere… Önce kağıt, sonra matbaa ile basılı işler yaygınlaştı ve ucuzladı. Her şey değişti ama, içerik üreten adamın işi hep aynı kaldı.

İşte bu noktadan hareketle, sağda solda duyduğum “Gazeteciler işlerini kaybedecekleri korkusuyla blogger’lara saldırıyorlar” şeklindeki iddialarını çok fazla ciddiye almamak gerekiyor. Kaldı ki, gazeteci ile blogger arasındaki ilişkinin o bildik “yumurta-tavuk” paradoksundan çok fazla bir farkı yok bence.

Blogger’lar yeni medya düzeninin habercileri… Birçok blogger’ın yuvarladığı kartopu kısa zamanda bir çığa dönüşebiliyor. Hem kendi içlerinde, hem de birbirleriyle bağları var ve bir haberi internet ortamında kısa bir sürede duyurabiliyorlar. Dolayısıyla dünyada benzerleri olduğu gibi ülkemizde de PR ajanslarının ve büyük şirketlerin blogger’lara kapılarını açmaları çok güzel bir şey. Keşke bu ajanslar ve şirketler, online medyaya da aynı tölerans ve ilgi ile yaklaşsalardı. Bu konuda ciddi çalışmalar ve yatırımlar yapan PR ajanslarını gözlediğim gibi, daha emekleme sürecinde olan ve blogger’lara nasıl yaklaşacağını bilmeyen kuruluşlar da var. Onlar da hata yaparak tecrübe sahibi olacaklar ve doğru yolu bulacaklar. Kimsenin telaş etmesine gerek yok. Su akıp yatağını bulacaktır çünkü…

Burak “cyrus” Bayburtlu’yu tanımam… Ancak, söz konusu röportajını okuduktan sonra, blogunu ziyaret ettim, orada yer alan kendisi ile bilgilere de göz attım. Türkiye’nin en önemli bilişim yayıcılık şirketi olan IDG’de çalışmış, birkaç dergide editörlük yapmış. Bugün belki blogger, ya da kendi tanımıyla alpha geek, ama geçmişinde gazetecilik var. O disiplini bir şekilde yaşamış. Ben bu deneyimin ona blogger’lık konusunda bir katma değer kattığını düşünüyorum. Röportajla ilgili olarak, bugün röportajın yazarı ile de konuştum. Bana Burak’ın üslubunun sert bulunduğunu, bundan dolayı kendisinin de sıkıldığını söyledi. Yazıdan hatırladığım kadarıyla Burak Bayburtlu, BMD’yi muhatap almadığını söylüyor. Bu söylem bazılarına sert gelmiş olabilir ama ben aynı fikirde değilim. Açık ve seçik bir şekilde manifestosunu koymuş ortaya. Nitekim BMD’yi muhatap alma zorunluluğu da yok. BMD’nin de onu muhatap alacağını sanmıyorum. Ortada böyle bir gereklilik de yok. İçinde hakaret olmadığı sürece insanların fikirlerini açık ve seçik ortaya koymaları güzel bir şey. Fikirlere katılır, ya da katılmazsınız, ancak o fikirlerin özgürce tartışılabilmesi için gerekirse canınızı bile verebilmelisiniz.

Konuyla ilgili, “Blog’lara Blok!” başlıklı bir yazı yazdım. Yazımda 2007 yılı başında Council of PR Firms (CPRF) ve APCO’nun ortaklaşa yaptıkları “PR Ajanları ve Blogger’lar” ilişkisine ait araştırmadan bazı rakamlar verdim. Yazımı bitirirken de şu cümleyi kullandım: “Velhasıl kelam, bloglara blok koymak değil niyetimiz… Mesele hep birlikte üzüm yiyebilmek!” Bazı blogger’ların bu yazıdan olumsuz sonuçlar çıkarttıklarını üzülerek öğrendim.

Son olarak yazıyı toparlarsak;

1 – Blogger’lara karşı olmak gibi bir şeyi iddia etmek bile gülünç… Olsanız ne olur, olmasanız ne olur da bilsin herkes… Değilim!..

2 – Bildiğim kadarıyla BMD’nin de gündeminde blogger’lara karşı olmak gibi bir konu yok.

3 – Yine bildiğim kadarıyla Kemalettin Bulamacı da blogger’lara karşı değil. Onun tepkisinin kaynağı farklı ama “çekememezlik, avanta paylaşımı” gibi taraflara çekilip bilinçli olarak ucuzlaştırılmaya çalışılıyor.

4 – Geleneksel gazeteciler, blogger’ları “işlerine tehdit” olarak görmüyorlar. Küçümsediğimden zannedilmesin, zaten gazetecilerin yaşadığı o kadar sorun var ki, blogger’lar bu listeye giremez bile.

5 – Blogger-gazeteci ilişkisi bana “yumurta-tavuk” paradoksunu hatırlatıyor.

6 – Ancak 5. Maddeye bakıp da “gazeteci ve blogger aynıdır” gibi bir yanılgıya da düşülmesin. Şirketlerin her iki gruba da yaklaşımlarını gözden geçirmelerinde yarar var.

7 – Burak “cyrus” Bayburtlu röportajında üslubunun sert olduğu söyleniyor, ben öyle bulmadım. Kaldı ki, BMD’yi muhatap almaması da normal. Doğal olarak da BMD, onu muhatap almaz zaten. Ancak kendisinin gazetecilik geçmişi, bloguna ayrı bir katmadeğer katıyor, bu besbelli. Bu tür iyi blog ve blogger’ların çoğalması dileğiyle…

One thought on “BMD ve Bloglar

  • 17 Ocak 2011 at 16:49
    Permalink

    Blogunu sevdim Allah(C.C) bizede kısmet etsini boylesini:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir