Işınlanma Hayali 3D Yazıcılar Sayesinde Mi Gerçekleşecek?

Daha önce 3 Boyutlu yazıcılar (3D Printer) hakkında kısa bir şeyler yazmıştım. Daha öncesinde de “Kişisel Robotlar” hakkında bir hikaye paylaşmıştım ve sadece hikaye olması bile beni çok heyecanlandırıyordu. Şimdi paylaşacağım şey ise hikaye değil tamamen gerçek ve bence 2014 yılının en önemli gelişmesi. Diğer iki yazıyı önce okuyup sonra bu yazıyı okursanız kafanızda çok daha farklı şeyler canlanacağından emin olabilirsiniz.

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) özetle; üzerinde yaşanabilen ve dünya yörüngesinde bulunan en büyük yapay uydudur. Bu uyduda 6 astronot yaşıyor ve bu kişilerin teçhizat ihtiyaçları 25 Kasım 2014’e kadar dünyadan belli zamanlarda kalkan roketler sayesinde sağlanıyordu.

xl-2016-3d-printing-space-1

17 Kasım’da dünyadan gönderilen bir 3D printer sayesinde artık bu ihtiyaçları için aylarca beklemelerine gerek kalmadı. “Made in space” isimli şirketin tasarladığı özel 3 boyutlu yazıcı, 25 kasımda duyulan bir ingiliz anahtarı ihtiyacı sonucu kullanıldı. Bunu 2 yıl önce birisi size ve bana söylese muhtemelen gülerdik ama ihtiyaç tam olarak şöyle giderildi:

– Uluslararası uzay istasyonundan ingiliz anahtarı ihtiyacı olduğuna dair mesaj gönderildi.
– Mesaj, NASA tarafından alındı ve hızlıca bir ingiliz anahtarı modellemesi hazırlandı.
– Hazırlanan 3 boyutlu model, email aracılığıyla ISS’e gönderildi.
– 3 Boyutlu modeli mailinden indiren ISS astronotu “Berry Wilmore” 3 Boyutlu tarayıcıdan bu modeli bastı!

Yukarıdaki 4 madde şu anda gözünüze çok önemli gelmeyebilir ama bir de geleceği düşünün. (Gelecek derken 10-15 yıl sonrası) Neler yapılabilir, hayal bile edemezsiniz.

Uzayda bulunan bir uydunun içerisinde dünyadan aldığınız modeller ve yönlendirmeler ile parçalarını basarak daha büyük farklı cihazlar üretebilirsiniz.

Ben bu olayı ışınlanma olarak hayal ediyorum. Filimlerde gördüğümüz ışınlanma nasıl oluyordu bir düşünün. Bir cihaz içerisinden girip, diğer yerde genelde aşağıdan yukarı tekrar oluşuyordu. Dünyadan gönderilen bir modelin de uzayda aşağıdan yukarı oluşması nerden baksanız basit ışınlanma gibi düşünülebilir. (Olmadığınız biliyoruz tabi ki!)

Bakalım daha neler göreceğiz. Birileri neler hayal edecek ve başkaları gerçekleştirecek…

SANA NE?

Gazze’de ve hatta dünyanın dört bir yanında olanlar dünyanın çivisinin çıktığının, insanlığın sadece çıkar ilişkilerinden ibaret olduğunun göstergesi.

Filler tepiniyor ve olan her zaman olduğu gibi masum insanlara oluyor. Her ne hikmetse, bu masum halkın geri kalanı bunun farkına varmamakta ısrarcı!

Bu işin bir de “tepki” kısmı var ki o da işin en anlamsız, cevabı en bulunamayacak olan bölümü. Ben basit bir cevap veriyorum: Sana ne? 

– Cemaatçiler nerdesiniz?

– Sana ne?

– Geziciler nerdesiniz?
– Sana ne?

– Boykot mu edilirmiş, çözüm bu mu?
– Sana ne?

– İsrail konsolosluğu c blokta, protesto yanlış yerde yapılıyor ya! (Hadi canım, kimse bunu bilmiyordu sağol)
– Sana ne?

Herkes kendi vicdanından sorumludur, kendi istediğine ses çıkarır, istemediğine çıkarmaz. Bunu yargılamak kimsenin haddine değil. (Her ne kadar bu yazıda kısmen bende yapıyor olsamda.)

Arkadaşım, kardeşim, canım; yaşananlara tabi ki tepkini göster! Bilgin, eğitimin, araştırman ve en önemlisi vicdanın ölçüsünde tepkini göster. Gerisine karışma. Geri kalanlara da karışma çünkü yaptığın şeyin hiç bir anlamı veya faydası yok.

Türkiye Eğitim Sisteminde: Çok Seçenek, Az ve Bilinçsiz Yönlendirme

Türkiye'de eğitim sistemi ve aslında olması gereken

Türkiye ile yabancı ülkelerde çalışan insanlar arasındaki en büyük ve temel fark nedir? Bu sorunun cevabı eğitim sistemimiz içerisindeki eksikliklerden birinin de cevabı olduğu için oldukça önemli. Benim gördüğüm en büyük fark “uzmanlık!” Bir çok ülkede kendi alanında, işinde uzman kişiler yetişiyor ve gerçekten sadece olmaları gereken konuda uzman olarak hayatlarına devam ediyorlar. Bizde ise malum herkes her konuda uzman. Hayatın her alanında (sanat, spor vs…) olduğu gibi iş hayatında da böyle. (İş ilanlarını incelemeniz yeterli)

Eğitim konusu açıldığı zaman sadece devletin sağladığı yani zorunlu eğitim akıllara geliyor ama aslında bunun en temeline inmek lazım yani eğitimin başladığı aile içi eğitime.

Not: Bu yazılanları “eğitim” konusunda uzman olmadığım, hatta herhangi bir eğitim almadığım halde yazıyorum, bu bile sistemin hatasından kaynaklanıyor olabilir. Bunu yazması gereken insanlar kimler? Niye yazmıyorlar? Bunlar da ayrı sorular…

Türkiye şartlarında 0-6 yaş arasında ailenizden inanılmaz bir ilgi görürsünüz. Kimse sizin ne yaptığınıza karışmaz, karışmak bir yana doğru veya yanlış ayırt etmeden destek bile verir ve sizin kişiliğinizin temellerinin atıldığı küçük yaşlarınızda bilinçsiz bir şekilde yönlendirir. Aile içerisinde sizin geleceğinize yönelik muhtemelen hiç bir plan yapılmamış, yeteneklerinizi keşfetmenizi sağlayacak veya sizin geleceğinizi şekillendirecek hiç bir şey yapılmamıştır.

Okul çağına geldiğiniz zaman artık aile içerisinde gördüğünüz koşulsuz ve karşılıksız sevgi/saygı yerini ilgiç bir şekilde sert ve karne odaklı yaklaşımlara ve “okuluna gitsin başımız ağrımasın” tavırlarına bırakmıştır. Eğitim veya kişisel gelişim olgusu sadece okulda aşılanıyor, veriliyor gibi bir yanılgının içerisinde siz de artık onlarca öğrenci ve öğremen ile beraber 10-13 yıllık bir serüvene girmiş olursunuz. Aileniz sadece yıl sonlarında gelen karnelere bakar, öğretmenler sadece yazılı sonuçlarınızı inceler ve sizi ona göre değerlendirir. Bunlar dışında kimse sizi yine geleceğe hazırlamaz, bir alanda iyi olmanız açısından yönlendirmez veya bilgi vermez. Şanslı bir bölüm öğrenci içerisindeyseniz ve idealist öğretmenlere denk gelirseniz belki bir nebze farklılıklar yaşarsınız ama onlar da çoğu zaman yeterli olmaz.

Artık karşınızda sadece sistemin zorunlu seçenekleri ile karşı karşıyasınızdır. Sizi yönlendiren, destek olan ve bunu bilgi sahibi olarak yapan insan sayısı oldukça azdır. Ya sayısal bilimlere yönelirsiniz ya sözel, bunları seçerken geleceğinizi nasıl etkileyeceğini bile bilmezsiniz ama seçersiniz. Çünkü notlarınız, öğretmenleriniz ve aileniz sizi bunu yapmaya mecbur bırakmıştır. Eğer normal eğitimden bir fayda sağlayamayacağınıza kanaat getirilmişse ki bu kanaat YGS, SBS, LYS gibi saçma sapan isimlerle belirleniyor, bir çok meslek lisesinden birine puanınıza doğrultusunda yerleşir ve hayatınızın geri kalanına çocukluğunuzdan itibaren hiç bir şekilde bilinçli karar verememiş ve buna yönlendirilmemiş bir şekilde bu karar dolayısıyla o şekilde devam edersiniz. (Beki sağlık lisesi belki öğretmen listesi, belki de meslek lisesinde herhangi bir bölüm…)

Lise döneminiz başarıyla tamamlandı, artık üniversitedesiniz. Yaklaşık 18-20 yaşındasınız ve üniversite eğitimine başlayacaksınız. Nasıl? Hayatınızın yaklaşık 4’de 3’ünü etkileyecek kararlar vereceksiniz ama hala bir bilginiz yok, çünkü şimdiye kadar önünüzde her zaman fazla fazla seçenek vardı ve seçtiğiniz herhangi bir seçenek sizi bir uzmanlığa götürmek yerine yine farklı seçeneklere yönlendiriyordu. Hala mesleki anlamda kim olduğunuzu ne olduğunuzu bilmiyorsunuz.

Bir anı: Geçtiğimiz günlerde meslek lisesinden gelen bir stajyerimizin bölüm öğretmeni ve rehberlik öğretmeni geldi. Yaklaşık 28-30 yaşlarında 2 genç. Öğrencinin durumunu kontrol edeceklermiş ve şirketleri inceliyorlarmış. Şaşırdım, çok sevindim en azından bir gelişme… Rehberlik öğretmeni ile genel eğitim sistemini konuşurken “devlet, öğrencileri bir yere yönlendirmek yerine her zaman seçenekler sunuyor, okul hayatının herhangi bir alanında bu seçenekleri seçebilsin, farklı alanlara yönelebilsin diye” dedi. Aslında beğenmediğimiz eğitim sistemimizin özetini oluşturuyordu. Yönlendirmek, bilinçlendirmek yerine bilinçsiz gençlerden seçenekler arasında seçim yapmalarını bekliyoruz!

Üniversiteye gittiniz, orada da düzen aynı. Sizi, seçtiğiniz meslek dalında genelde var olan farklı uzmanlıklara ayıran herhangi bir sistem yok. Örneğin bilgisayar mühendisliği okuyorsanız mezun olduğunuzda hala ne iş yapabileceğiniz konusunda muhtemelen fikriniz yoktur. Var olan fikriniz de muhtemelen staj yaptığınız zaman gördükleriniz ile sınırlıdır. Evet, yine yönlendirme, bilinçlendirme adına hiç bir şey yok! Sonuç: Bilinçsiz meslek sahibi mezunlar!

Şimdi yazının en başında Türkiye ve diğer (daha gelişmiş) ülkeleri karşılatırdığımız zaman uzmanlık konusundaki farklılığı görmüştük hatırlarsanız, bunun ne gibi faydası var biliyor musunuz?
Bizim ülkemizde 25-28 yaş arasında bir genç bir meslek sahibi olmuş ve bir şeyler yapmaya başlamış ise başarılı sayılıyor ama kimse hayatının 3’de 1’inin hatta belki daha fazlasının gittiğini düşünmüyor.
Bizim ülkemizde, genç yaşta büyük işler başaran kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor iken diğer ülkelerde 20-25 yaş arasında büyük işler başaran kişilerin sayısı yüzleri hatta binleri bulabiliyor. Çünkü çok genç yaşta uzmanlıklar konusunda başarılı yönlendiriliyorlar ve yeteneklerini keşfedebiliyorlar. (Evet, bence en büyük etken bu!)

Peki Ne yapmalı?

Öneri: Lütfen, eğitim konusunda TED’de yapılan konuşmalar arasından seçilmiş bu 10 videoyu izleyin! 

– Eğitim, aileden başlar. Çocuklarınızı sadece sevmek, onlara isteklerini sağlamak yetmez. Onların geleceğini şekillendirecek hamleler, stratejik hareketler yapmalısınız. Çocuğunuzun yeteneklerini keşfetmesini SİZ sağlamalısınız, o sadece bir çocuk, bunu da sadece siz yapabilirsiniz. Okuldan böyle bir şey beklemek saçmalık…
– Okul hayatı boyunca çocuğunuzu eğitmenlere vermeyin. Evet, yaptığınız sadece çocuklarınızı öğretmenlere vermek, onları takip etmek ve/veya gelişimlerini incelemekten acizsiniz. (Hepimiz için durum malesef böyle.)
– Sevgili öğretmenler! Okulunuz bittiğinde, muhtemelen hala birer genç olduğunuz için lütfen öğrencileriniz kadar kendi gelişiminizi de sağlayın! Siz ne kadar gelişirseniz öğrencilerinize de o kadar faydalı olursunuz. Araştırma, öğrenme sizin için zorunluluk olmalı. (Devlet bu anlamda bir zorunluluk getirmeli)
– Sevgili devletimiz, eğitim alanında sadece sınav isimlerinde, zamanlarında, türünde değişiklik yapmakla yetinmeyin. Bu değişikliği en aza indirgeyecek, kalıcı ve gerçekten inovatif bir şeyler üretin. (Yurt dışından, yabancı ülkelerin eğitim sistemlerinden bir şeyler çalın gerekiyorsa bunu hayatımızın her alanında yapmıyor muyuz?)
– Eğitmenleri, ilkokuldan üniversiteye ve hatta üniversitelerdeki profesörlere kadar dönemsel sınavlara veya zorunluluklara tabi tutun, örneğin her 2-3 senede bir özel birer makale yayınlatmak, alanlarına yönelik özel ve farklı çalışmalar yapmak zorunda olsunlar ve bu da puan sistemlerine etki etsin. Kendilerini geliştirmek zorunda kalsınlar.
– Çocuklar veya gençleri hayatın her anında çoktan seçmeli sınav yapar gibi çoklu seçeneklerle baş başa bırakmayın, bunu bir dönem yaptıktan sonra o çoktan seçenekleri azaltın ve yönlendirin. Çünkü bir çocuk veya genç yönlendirmeler sayesinde yolunu bulur. 25 yaşında kendini keşfetmesi şu anda bir başarı olsa bile çok büyük bir kayıp, bunun farkına varın!

Düşünüldüğü zaman bu yapılacaklar listesi uzar gider, ara ara eklemeler yaparak bu listeyi de uzatacağım, belki birilerinin işine yarar, fayda sağlar. Sizin de söylemek istediğiniz şeyler var ise, eklemek istediğiniz öneriler var ise bunları yorum olarak paylaşırsanız yazıda yer vermek isterim.

Üşenmeden yazının tamamını okuduğunuz (okudunuz değil mi?) için ayrıca teşekkürler.

TTNET ve Türk Telekom Müşteri İadesi Konusu

Breaking-Bad-money-bedKişisel blogda böyle konulara yer vermeyi çok sevmesem de Türkiye’de büyük firmaların yaptığı küçük hesapları, daha doğrusu halkın zaafları nedeniyle elde ettiği haksız geliri eleştirmek adına yazıyorum.

Bugün, uzun zamandır oturduğum evimdeki tüm aboneliklerimi iptal edebilmek için uzun bir koşturmaya başladım. İGDAŞ, İSKİ, TTNET, Digiturk derken bayağı uğraştırıcı da olsa hepsini tek bir günde bitirmiş olmanın gururunu yaşıyorum. İçlerinde en problemsiz kurum olarak da İSKİ’yi seçtim. Her ne kadar 2014 yılında sular kesiliyor olsa da kesilme bildirimleri, online işlemler vs her konuda en stabil kurum olarak seçtim.

Gelelim TTNET’e! 3-4 yetkili bayi gezip, en sonunda Üsküdar genel merkezine gitmek zorunda kalarak taahüt bulunan aboneliğimin iptalini gerçekleştirirsem ne kadar ödemem gerektiğini öğrendim. Hemen ardından iptali yaptım ama ödemesi için temmuz ortasını, sonra da ek borç olma ihtimaline karşı ağustos ayında takip etmemi önerdiler. Türk Telekom grubu olduğu için 5 Mart 2014 tarihinde mesaj olarak bana (ve muhtemelen milyonlarca aboneye giden) 0.35 TL alacağımın olduğunu bildiren sms geldi. Hazır işlem yaparken bu miktarı istediğimi belirttim ve TC kimlik numaram ile sorgu yapıldı.

Yapılan kontrol sonucunda 10.27 TL alacaklı olduğumu öğrendim ve müdürün imzası ile bu iadeyi aldım. Şimdi çok basit bir Cem Yılmaz hesabı ile 10 TL borcu olan sadece 1 milyon abone olsa (5-6 milyon abonesi olan bir kurumdan söz ediyoruz) 10 milyon TL gibi bir ücret yapıyor ki burada önemli olan elde edilen haksız kazanç!! (Bkz. Cem Yılmaz)

1- Ben bu SMS’i Batman’da aile ziyaretinde aldığım halde neden hizmet aldığım İstanbul’da bu iadeyi almak zorundayım?

2- Bir şekilde benden fazla kesilen ve bana iade edilmesi gereken ücret için neden ben bu kadar uğraşıyorum?

3- Hayatım boyunca böyle ufak miktarlar için en ufak bir hareket yapmaya bile üşenen benim gibi milyonların cebinden çıkan bu paralar için neden şirketlere bir yaptırım yapılmıyor? Bu alınmayan paralar neden bir süre sonra bir kuruma bağışlanmıyor? (Veya başka bir şey…)

Görevliye sordum ve kullanıcıların bunu şubeye gelmeden sorgulayabilecekleri bir yer var mı dedim, internetten alacak var mı yok mu hem TTNET aboneleri hem de Türk Telekom aboneleri sorgulayabiliyor. Alacağınız varsa yinemaalesef genel merkezlere giderek alabiliyorsunuz.

Size söyleyebileceğim tek şey, lütfen girin, sorgulayın ve 1 kuruş bile olsa alacağınız varsa gidip tahsil edin. Ben bunu yapınca tabi ki zengin olmadım ama içim daha rahat… Umarım, devlet bu tür konulara da bir çözüm üretir…

TTNET iade sorgulama linki.

Türk Telekom iade sorgulama linki.

Türkiye’nin Olaylar Karşısında Dikkat Süresi

siyah kurdale tepkisi

Son zamanlarda oldukça acı verici, büyük olaylar yaşadığımız herkesin kabul ettiği bir gerçek. Bu olaylar karşısında bazen tek ses, bazen farklı seslerle de olsa herkes bir tepki gösteriyor ve bu tepkilerin sonuç vermesini hayal ediyor. Peki bu tepkilerimiz ne kadar sürüyor? Herhangi bir olay karşısında ne kadar ilgili durabiliyoruz.

Yaşadığımız bazı olayları dayanak noktası alarak bu sürenin 1 haftadan az bir süre olduğuna kanaat getirdim. Bu kesinlikle bir eleştiri olarak düşünülmemeli fakat gösterdiğimiz yoğun tepkilerin süreklilik arzetmesi, sonuç alma ihtimalini artıracağı için kısa süreli tepkiler sadece bireylere zarar veriyor diye düşünüyorum

Bu konuda sizin görüşleriniz, yorumlarınız benim için çok değerli. Sunumu inceledikten sonra yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

[Fikir/Proje Önerisi] Big Data Kullanın, Neler Popüler Gösterin!

google-trendsBig Data (Büyük Veri) konusu herkesin gündeminde. Her şey daha fazla data toplamak üzerine kurgulanıyorken tabi ki bu dataların anlamlandırılması da gündeme gelmeliydi. Öyle de oldu, herkes data anlamlandırmak (data mining) üzerine çalışmalar yapıyor ve bu çalışmalar son kullanıcıya fayda sağlayacak hale getiriliyor.

Örneğin, market alışverişlerinizde sık kullandığınız sadakat kartı sizin hakkınızda tahmin ettiğinizden daha fazla bilgi sahibi oluyor. Elde ettiği bu bilgiler sayesinde geleceğiniz hakkında yorum bile yapabiliyor. İşte tam da bunların olabilmesi ve size fayda sağlayabilmesi için elindeki bu verileri anlamlandırması gerekiyor, henüz yapan firma sayısı 1 elin parmaklarını geçmese bile bir gün bu sadakat kartları size çok fayda sağlayabilir (tabi asıl fayda markaya).

Benim bu yazıyı yazma nedenim tabi ki CRM, sadakat programları veya data mining değil. Türkiye’de bir kaç firmanın elinde olduğunu bildiğim büyük sosyal veriyi kullanarak bir proje geliştirmeleri konusunda öneride bulunmak. Bu projeyi ben de yapmak isterdim fakat böyle bir dataya ulaşmak benim açımdan kısa vadede çok zor olduğu için hali hazırda yapabilecek firmalara önermek çok daha kolay geldi. Belki birileri yapar da bende bu projeden faydalanabilirm. (:

Şu anda popüler neler var?

Sosyal ağ kullanıcı sayıları hız kesmeden artıyor, Türkiye ve dünyada büyüme en az 3-5 yıl daha sürecektir, bunu da göz önüne alacak olursak henüz potansiyel çok fazla. Türkiye özelinde konuşacak olursak yaklaşık 30 milyon internet kullanıcısı var. Çok büyük bir bölümü sadece “tüketici” olduğu için herhangi bir konu çok hızlı popüler olabiliyor ve tabi aynı hızla popülerliği sönebiliyor. Hatta öyle ki bir kaç yıl arayla aynı konular tekrar tekrar popülerleşebiliyor.

İhtiyacımız da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Artık o kadar hızlı tüketiyoruz ki bir yerden sonra ipin ucu kaçıyor ve takip edemez hale geliyoruz. Elinde büyük data bulunduran, sosyal ağları ve genel olarak interneti takip eden firmalar işte burada bir servis sunarak bu takibi çok daha kolay hale getirebilir.

Her platform kendi “popüler konular”ını belirler ama hepsi tekil olarak çalıştığı için genel olarak internetin popüler konularını takip etmek biraz sıkıntılı olabiliyor. Twitter’da Trending Topic, Google’da Trends vs takip etmek zor olabiliyor. Bunun önüne geçmek için sosyal medyayı takip eden firmalar kelime ve url bazlı analizler yaparak genel olarak ülke gündeminin neyle meşgul olduğunu tespit edebilir, bu popüler konunun ne zaman doğduğuna, ne zaman en popüler zamanını yaşadığına ve ne zaman söndüğüne dair çok net bilgiler paylaşabilirler. Bu paylaşımları da metin, video ve fotoğraf paylaşımları olarak 3 farklı başlıkta sunabilirler.

patek philippe arama sonuclari

Bir internet sitesi!

www.bunumutlakagormelisin.com projemizin yayınlanacağı internet sitesi olsun. Bu siteye giren kullanıcılar, o anda internet dünyasının en popüler konularını görsün. En çok paylaşılan aforizma, espri, youtube videosu, vine videosu her neyse bunu bir listeleme mantığıyla takip edebilsin ve gündem değiştikçe bu konular aşağı doğru düşerek popülerliğini yitirsin. Tıpkı bir listeleme sitesi gibi fakat bu sitenin farkı birinin liste yapması değil büyük datanın anlamlandırılarak otomatik bir liste çıkarması. En popüler konuların detaylarına girerek, hangi tarihten beri insanlar konuşuyor, ne zaman patlama yapmış görebilsek, aktif sosyal medya kullanıcılarının hızına yetişemeyen kişilere “old” diye yorum yapma zevkini daha keyifli hale getirecek bir site olsa hoş olmaz mıydı?

Aktif kullanıcı olabilirsiniz ama gündemi sadece kendi çevreniz kadar takip edebilirsiniz. Çevreniz ne ise, sizin gündeminiz de ondan ibaret olur. Bu site ise sizin gerçek gündeme de uzak kalmanızı engellemiş olur ve bu sistemin bağımlısı olursunuz. Sizi bilmem ama benim her gün takip edeceğim siteler arasına gireceği kesin.

Bunu yapmak ne kadar mümkün?

Twitter’dan atılan tüm tweet’lere erişebiliyor, hatta bu tweet’ler arasında yazdığım gibi analizler yapabiliyorsunuz. Bu nedenle sisteminize Twitter’ı dahil etmek çok problem değil. Youtube’un verdiği linkler belli, sisteminize dahil ettiğiniz sosyal ağlarda link bazlı analiz yaparsanız en çok paylaşılan linkleri de almış olursunuz. Buradan da Youtube’da en popüler videoları takibe alabilirsiniz. Facebook bu konuda en problemli mecra, maalesef API yeterli veriye erişmenize izin vermiyor, burada da belki kullanıcıların kendi profillerine erişim izni alarak bir reel kullanıcı veritabanı oluşturabilir, aldığınız erişimler sayesinde popüler gündemi kısmen belirleyebilirsiniz. Instagram ve vine’da hashtag bazlı analizlerle güzel veriler elde edebilirsiniz. Bunların tamamının aldıktan sonra tek yapmanız gereken hepsinden elde ettiğiniz verileri bir algoritmayla puanlandırmak ve bir liste oluşturmak. (Söylemesi kadar yapması kolay değil tabi.) Ama sosyal medyayı takip ettiğini söyleyen sistemler için bu tür analizler yapmak oldukça önemli. (Mashable, kendi yazıları için bunu kısmen yapıyor, eminim kullanıcıları iyi bir şekilde yönlendiriyordur.)

Firmaya ne gibi bir fayda sağlar?

– Sosyal medyayı herhangi bir engel olmadan ne kadar iyi takip ettiğinizi kanıtladığınız bir platform.

– İçeriğin kral olduğu bir dünyada en kral içeriği siz belirliyorsunuz, bunun getireceği fayda hiç de küçümsenmemeli.

– Bu içeriğe erişimi sınırlı veya sınırsız yapabilirsiniz. Reklam veya abonelik modelleri ile gelir elde edebilirsiniz. (Bir çok platforma sınırsız içerik sağlayıcısı olduğunuz için iyi bir abonelik modeli çıkarabilirsiniz.)

– Müşterileriniz size artık soru işareti olmadan gelecektir çünkü siz sosyal gündemi halka sunan bir yapının sahibisiniz, kendinizi kanıtlamışsınız artık müşteriniz “acaba benim istediğim veriye sahip mi?” sorunun cevabını biliyor. Siz gitmeyeceksiniz, onlar size gelecek.

– Son kullanıcının oldukça sık takip ettiği bir platformun sahibi olmak da yukardakilerin dışında güzel bir fayda olmaz mı?

Sosyal reyting sistemleri bunun başlangıcı!

Twitter’ın da Nielsen ile dahil olduğu sosyal tv ölçümleme sistemleri namı diğer sosyal reyting sistemleri bu konunun bir başlangıcı. Kanallar, yapımcılar, medya planama firmaları elde edilen bu sosyal ölçümleme datalarından oldukça faydalanacaklar. Kanal, hangi programın ne gibi tepkiler aldığını görebilirken yapımcı, en çok hangi oyuncuya/konuya odaklandığını görebilecek. Medya planlama şirketi ise tweet atan kullanıcıların profillerine göre artık hangi saatte hangi reklamı çıkması gerektiğini müşterisine çok daha net söyleyebilecek. (Bu daha başlangıç!)

Giyilebilir Teknolojiler ve 3 Boyutlu (3D) Yazıcılar

Akıllı saatler - Smart watchTeknoloji ile iç içe olan herkesin son zamanlarda en çok duyduğu iki şey “giyilebilir teknolojiler” ve “3 boyutlu yazıcılar” hakkındaki gelişmeler. Her iki teknoloji de geleceğe yön verecek teknolojilerden olarak görünüyor.

Giyilebilir Cihazlar

Giyilebilir cihazlar teknolojik gelişmelerin hızlandığı 1980’lerden beri hayatımızda diyebiliriz. Casio Databank saat modeli ile belki de ilk giyilebilir teknolojiye sahip cihazı üretti diyebiliriz. Tabi ki bu teknolojinin doğuşu ile bugünü arasındaki fark inanılmaz. Artık Google Glass sayesinde sadece ses komutlarıyla kontrol edilebilen cihazlardan söz edebiliyoruz. Tüm bu teknolojilerin cep telefonlarının ilk çıktığı yıllarda olduğunu düşünebilirsiniz. Yani 20 yıl sonrasında bu cihazların da ne kadar gelişebileceğini hayal edebilirsiniz.

Giyilebilir teknolojiler içerisinde en merak uyandıran teknolojiler (Google Glass’ı emekleme aşamasında sayalım) akıllı saatler. Google ve Apple’ın bu konuda yapacağı ataklar teknoloji dünyasının merakla beklediği birşey. Apple ve Google’dan 2015 yılı içinde beklenen şey akıllı saatlerini piyasaya sürmeleri ve bu sektörün nereye gideceğini bize göstermeleri. Şu anda piyasada bulunan akıllı saatler ilk ürünler olduğu halde oldukça kullanışlı görünüyor. Tabi ki çok fazla eksikleri var ama mazur görmek ve geribildirimlerle gelişmelerini sağlamak lazım. Serdar Kuzuloğlu’nun da dediği gibi, telefonları geliştirerek kollarımızdan saatleri çıkarttılar ve şimdi ise saatleri tekrar kolumuza taktırmak için uğraşıyorlar. Giyilebilir teknolojilerin temelini oluşturacakları için oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Akıllı saat pazarının hakimi Apple mı olur Google’mi bilemem ama şu anda Google’nin çıkarması beklenen ürün çok iyi görünüyor. Apple sever olarak Google’nin önde olduğunu düşünüyorum.

3 boyutlu yazıcılar 3d printer

3 Boyutlu Yazıcılar

Giyilebilir teknolojiler ne kadar geleceğe yön verecek teknolojilerden biri olsa da beni asıl heyecanlandıran şey 3 boyutlu yazıcılardır. Son zamanlarda o kadar çok farklı şey görüyoruz ki bu kadar hızlı gelişen 3 boyutlu yazıcı teknolojisi insanlık tarihindeki en önemli gelişmelerden biri olabilir.

3 Boyutlı yazıcılar ile neler yapılabileceği konusunda henüz bir fikriniz yoksa yapılmış bir kaç örneğini sizlerle paylaşayım:

– 3 boyutlu yazıcılarla silah yapıldı

– 3 boyutlu yazıcılarla araba yapıldı

– 3 boyutlu yazıcılarla organ yapıldı

– 3 boyutlu yazıcılarla gitar yapıldı

Bu yapılanlar, yapılabilecek şeylerden sadece bazıları. 3 boyutlu yazıcılarla yapılabileceklerin sınırı şu anda yok gibi. 3 boyutlu ürünlerden oluşan bir bu  fuarın videosunu da izlemenizde fayda var. Neler yapılabileceğini siz hayal edin.

3 boyutlu yazıcı teknolojisi de aslında 1984 yılından beri kullanılan bir teknoloji fakat bu teknolojinin şu anki haline gelmesi ve son kullanıcının daha fazla görebileceği bir hale 2012 yılında geldi diyebiliriz. Çok büyük maliyetleri olmayan küçük ürünler basabileceğiniz 3 boyutlu yazıcıları sizde alabilir, kullanabilirsiniz.

3 Boyutlu Yazıcılar Giyilebilir Teknolojilerle Birleşirse?

3 boyutlu yazıcılarla organ bile üretiliyorsa artık sinema perdesinde gördüğümüz insansı robotların geliştirilmesi, hayatımıza girmesi o kadar da uzak olmasa gerek. Her yanı kablo olmayan, insanlara çok benzeyen ve hareket kabiliyeti kısıtlaması olmayan robotlar 3 boyutlu teknolojilerin giyilebilir cihazlarla birleşmesiyle hayatımıza girecektir diye düşünüyorum.

3 boyutlu yazıcılarla üretilen insansı robotlar, microchipler ile birleştirilirse yapılabileceklerin sınırı kalmıyor. Önümüzdeki yıllar bize gelişmeleri gösterecek ama 3 boyutlu yazıcılarla basılmış olan bir ayakkabının internete bağlanması, taktığınız 3 boyutlu yazıcı ürünü gözlüğün Glass kadar çirkin olmadığı ve daha fazla fonksiyonel olması, bir kaza sonucu kaybettiğiniz kolunuzun artık hem fonksiyon olarak eskisine yakın olması hem de daha teknolojik olması hiç de hayal değil!

Merakla izliyor ve bekliyorum, 3 boyutlu yazıcıyla üretilen bir ürünün (herhangi bir ürün) başka bir cihazla kablosuz bir şekilde hareket ettirilmesi haberi ne zaman gündeme düşecek…

Değerli Bir İş Yapmak mı? Yaptığın İşe Değer Vermek mi?

sevdigin_isi_yap

Konfüçyüs, “iş” hayatı konusunu binlerce yıl önce çözmüş, günümüzde hala bir adım öteye gidebilmiş değiliz! Hala herkes sevdiği işi yapma hayaliyle yaşıyor, bu hayali yaşarken hayat akıp gidiyor. Peki bunu değiştirmenin farklı bir yolu olabilir mi? Yıllardır “sevdiğim işi yapmak istiyorum” sözlerini duyduğumuz beyaz yakalılar hatta mavi yakalılar için başka alternatif olabilir mi? “Sevdiğin işi yapamıyorsun ama yaptığın işi sevmek senin elinde” çok mu Polyanna yorumu olur?

Ne için?

İçinde bulunduğumuz dünya maalesef ki herkese eşit/adil davranmıyor. Bu adaletsizliğin temel sonucu da “mutsuz insanlar” oluyor. Hayatının 3’te 1’ini hep daha iyisi olmak adına okul sıralarında harcamış olan milenyum insanları geri kalan 3’te 2’lik dönemini de çalışarak geçiriyor (emekli olmayı mı hayal ediyordunuz?) İdeal şartlarda yaşayabilmek, ailesinin yaşam standartlarını yüksek tutabilmek ve belki de sadece yaşamak için çalışıyoruz. Hemde sadece 24 saatlik bir günümüzün yaklaşık 10-12 saatini çalışarak harcıyoruz. 7-8 saat de uyku dedin mi zaten kalan 3-5 yorgun saat oluyor. Evet, hepsinin sonucunda 1 haftalık (yaşlıysanız 2 hafta bile olabilir) şakadan bir tatil hakkına sahip oluyorsunuz tabi karşılığında 51 haftanızı mutsuz geçirmeyi taahhüt ediyorsunuz.

Sevdiğin işi yapamıyorsan, yaptığın işi sev!

51 haftamızı sadece 1 haftalık mutluluk için harcamak hatta heba etmek çok zalimce değil mi? Bunun bir çözümü olmalı! Eğer yıllardır hayalini kurduğumuz ve kurmaya devam ettiğimiz işi yapamıyorsak alternatifler aramanın zamanı gelmedi mi? Realist olmak gerekirse ki öyle, iki seçeneğiniz var Holstee Manifesto’sunda söylendiği gibi “if you don’t like your job, quit!”Holstee-Manifesto

İkinci seçenek ise yaptığınız işe değer vermek. Asıl yeteneğinizin olduğunu düşündüğünüz ve yapmak istediğiniz yani değer verdiğiniz işi yapamıyorsanız bazı eksiklikler olmalı.

– Yapmayı istediğiniz iş için yeterince yetenekli değilsiniz

– Gerçekten yapmanız gerekenleri yapmıyorsunuz

– Maddi – manevi eksikleriniz var. Ya işe tam inanmıyorsunuz ya da bunu yapacak yeterli paranız yok

– Hayal dünyasında yaşıyorsunuz (en güzeli)

Bu eksikler için en azından kendinize doğruları söyleyin ve ondan sonra kararınızı verin. Sevdiğiniz işi yapmak için gerekenleri mi yapacaksınız yoksa, halihazırda yapmakta olduğunuz işi yapmaya devam mı edeceksiniz? Senin hayatın, senin kararın!

Şu anda “evet, yapmayı hayal ettiğim işi yapacağım!” diyerek harekete geçtiyseniz dünyanın %90’ının hayatı boyunca aldığı kararlardan daha önemli bir karar aldınız ve herkesin imrenerek baktığı bir insan oldunuz! Umarım bu inançla devam eder ve başarırsınız!

Yaptığı işe değer vermeye karar verip mutlu olmak zorundasınız! 

Almanlar, dünyanın en disiplinli vatandaşları olarak görülürler. Çünkü yaptıkları her işe değer verirler ve en iyisini yaparlar. Yine belgesel izlediğim bir gün (evet ben hep belgesel izleriz) Alman yapımı lüks bir otomobil yapımına denk geldim. Otomobili yapan işçilerden birinin söylediği cümleler beni çok şaşırttı “30 yıldır bu arabanın üzerindeki beyaz çizgiyi çiziyorum” tek görevi bu çizgiyi çizmek olan bu çalışanın ikinci cümlesi şu oldu “ama bu çizgiyi benden iyi kimse çizemez.” Benzer sözler, önemli bir aparatı takan işçinin de ağzından dökülüyordu. Muhtemelen Türkiye’de hiç bir zaman duyamayacağımız sözler. Biz yapılan işe değiş işin büyüklüğüne göre değer biçer, saygı gösterir. Bu nedenle Türkiye’de herkes doktor olmak, mühendis olmak ister, toplumda saygın bir yer kazanabilmek için. Yine bunun sonucunda da yaptığı işi hakkıyla yapmayan, hem çalıştığı şirkete hem kendine hem de işi/hizmeti satın alan müşteriyi zarara uğratan çalışanlar olup çıkıyoruz.

Yaptığımız işe değer verdiğimiz zaman ise güzel bir zincirin ilk halkasını tamamlayabildiğimiz için aslında daha mutlu bir dünyaya da adım atmış oluyoruz. Mutlu bir iş, mutlu bir patron/şirket, mutlu bir müşteri, mutlu bir aile, mutlu bir yaşantı… diye uzatın uzatabildiğiniz kadar.

Evet, kesinlikle çok zor bir şey. Yaptığın işe değer vermek, değer katmak ve sevmeden yaptığın bu işi sevmek çok çok zor bir şey ama bunu yapmak veya hiç yapmadan istediğimiz diğer yola adım atmak isanlık borcumuz.

Çok klasik olacak ama ne mutlu işine değer verene ve tabi ki ne mutlu sevdiği işi yapabilene. (: 

Lüks Pazarlaması Nasıl Yapılır?

rich kids of instagramÇok güzel bir başlık, gayet net bir soru; lüx pazarlaması nasıl yapılır? Çok iddialı olabilir ama bu sorunun gerçek cevabını bulan kişi 2015 yılının Mark Zuckerberg’i veya Jeff Bezos’u olabilir.

– 4 Milyon USD’lik villayı nasıl daha iyi pazarlayabilirsiniz? Hedef kitleye nerden ulaşır, daha fazla satışa nasıl yönlendirirsiniz?

– 3.000 Sterlin fiyatı olan bir saatin hedef kitlesine Facebook’dan mı ulaşırsın? Peki bu hedef kitle nerde?

– 2.000 Euro sadece bir el çantası için ama bu kadına nasıl ulaşırız? Kadınlar arasında ne yaparak daha fazla satışa yönlendirebiliriz?

İşte tüm bu sorular, geleneksel dünyanın olduğu kadar dijital dünyanın da en büyük sorunlarından biri. Bu ürünleri alacak olan kitle gerçekten yapılan reklamlardan mı etkileniyor? Yoksa onları etkileyen başka bir şey mi var?

– Bu kitleye, Candy Crush oynarken mailini ve telefon numarasını verirken mi ulaşacağız?

– Yoksa iPhone kazanmak için katıldığı bir Twitter uygulamasında mı?

– Peki ya Google’da yaptığı aramalarda karşısına reklam çıkarsak? Bi anda aradığı 2000 TL’lik ayakkabıyı aldıracak metinleri yazan metin yazarı nerde?

i m rich ios app2008’de App Store’a yüklenen “I’m rich” uygulamasını 1.000$ fiyatına rağmen 8 kişi indirmişti ve tabi kısa sürede yayından kaldırılmıştı bu uygulama, yoksa böyle bir uygulama ile mi bu kitleye ulaşacağız? Bu arada uygulamanın ekranında sadece bir elmas vardı. Bir daha denesek mi?

Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir şey bu, gerçekten bu kitlenin ilgisini dijital dünyada nasıl geçeceğiz? Geleneksel pazarlama yöntemleri nasıl ve tam olarak çalışıyor mu? Yoksa geleneksel pazarlama için harcanan paralar da sadece prestij için başka bir deyişle çöpe mi gidiyor? Zaten geleneksel pazarlamanın olumsuzluğu da ölçümlenemiyor olması, bu sorunun da vevabını bulamıyoruz.

Uzun zamandır takip ettiğim bir internet sitesi var, Lüx Sahibi! Bu internet sitesi gerçekten lüx konusunda hizmet almak isteyen kişiler için güzel bir mecra ama lüx pazarlamasında kullanılabilecek bir mecra mı tartışılır! Burada gezen, takip eden kişiler de benim gibi sadece hayal eden kişiler. (: Kullanılabilecek olsa bile bunun gibi mecra sayısı oldukça az. Bu da yetersiz!

Birebir iletişimi de düşünebiliriz aslında, bunun için de yöntemler geliştirilmeli. Belki de çıkış yolumuz Rich Kids Of Instagram blogudur? Ama aradığım şey bu da değil! Bunlar olmaz, bunlar sıradan!

Bu yazıyı yazarken de fonda Rihanna’dan Diamonds çalıyor olması da manidar!

Eğer zenginlere, gerçekten zenginlere ulaşmanın bir yolunu bulduysanız hemen hayata geçirin, vakit kaybetmeyin! Yeni dünya sizi konuşmak için bekliyor!

 

Kişisel Robotlar – Google Glass – Boston Dynamics

kisisel robotlar zamaniSabah saat 06:00, susmak bilmeyen bir alarm ile yine işe gitmeniz gerektiğini hatırlıyorsunuz. Günlerden salı. Yöneticilik çok zor, işe başladığınız ilk günlerden beri kurduğunuz yöneticilik hayalleri çok da gerçekçi değilmiş. Daha yoğun tempo ile çalışma, daha fazla sorumluluk daha fazla iş…

Sabahın ilk ışıklarında başlayacak olan toplantılar, dinlenmesi gereken direktörler, müdürler, çalışanlar. Verilmesi gereken onaylar, alınması gereken kararlar. Sonra bi anda tüm bu düşüncelerin geçmişte kaldığını hatırlıyorsunuz ve rahatlıyorsunuz. Teknoloji Skype toplantılarından, Google Hangouts’dan çok daha fazla gelişmişti. Her zaman hayalini kurduğumuz robotlar her yerdeydi, hem sadece iş gücü olarak kullanmakla kalmamış olayı çok farklı boyutlara taşımıştık.

Yanınızdan 1 metre bile ayıramadığınız, yatağımızın hemen yanında olan Google Glass gözlüğünüzü (Versiyonu 10.2) gözünüze takıyorsunuz ve maddi olarak çok iyi bir durumda olduğunuz için sizin yerinize kullanabildiğiniz kişisel robotunuzu da mekanik uykusundan uyandırıyorsunuz. Kabul, çok da size benzemiyor ama yine de fiziksel olarak bir insandan çok da farklı değil. Yatağınızdan çıkmadan Glass komutlarınız ile robotunuzu harekete geçirerek ofisinize doğru yol almasını sağlıyorsunuz. Aracınız zaten bir çok yönden geliştiği için robotunuzun kullanmaması için hiç bir sebep yok.

Ofisinize ulaşan kişsel robotunuz yönetim kurulu toplantısını sizin yönlendirmeleriniz ile (tabi ki sizin sesinizle) başlatıyor. Atmanız gereken imzaları da, yönlendirmeleri de yapıyor ve sonra o toplantıdan kalarak diğer toplantılara doğru yol alıyor. Bu sırada siz, gerektiği yerlerde ordaymışcasına onun gözünden bakıyor, onun ağzından konuşabiliyorsunuz. Olası teklikelerden uzak kalmış olmanız da ayrı bir konu.

Tüm bunların olması, hatta çok çok daha fazlasının olması artık çok da uzak değil. İlk sinyali aldık. Google, Robot Teknolojileri konusunda en önemli şirketlerden biri olan Boston Dynamics‘i satın aldı. Detayları mutlaka okuyun.

Google’ı biliyoruz ama Boston Dynamics neler mi yapıyor? İzleyelim…

Bir de şunu izleyin – Petman: