Facebook’un Halka Arzı ve Yan Etkileri

Facebook 18 Mayıs 2012 tarihinde merakla beklenen halka arzını gerçekleştirdi. 104 Milyar dolarlık değerlemesi ile internet sektöründe son 10 yılın en büyük halka arzı olarak tarihe geçti. Hisse başına 38 dolarlık bir değeri bulunan Facebook kısa bir yükselişin ardından ciddi bir düşüşe geçmeye başladı. Şu anda (31 Mayıs 2012) 60.27 Milyar dolarlık bir değeri bulunan Facebook’un hisse başına değeri ise 27.86 dolara düşmüş durumda. (Güncel değerler için)

Peki toplam 900 Milyondan fazla kullanıcıya ulaşmış olan Facebook’un bu denli bir değer kaybı yaşamasının arkasında neler vardı? Çok büyük yükseliş beklenen hisselerde neden büyük düşüşler meydana geldi. Bu konuyla ilgili derlediğim bazı maddeleri sizinle paylaşmak istiyorum:   Okumaya devam et “Facebook’un Halka Arzı ve Yan Etkileri”

“Geleneksel Sosyal Baskı” Out! “Dijital Sosyal Baskı” In!

Bir film veya dizi izlerken, yeni çıkan bir programı bir albümü değerlendirirken veya en basitinden “Kim Milyoner Olmak İster” gibi programları izlerken çevremizdeki insanlara yani ailemize ve arkadaşlarımıza düşüncelerimizi söylerdik. Onlarla beraber tartışırdık. Eleştirir gülüp geçerdik. Bundan karşı tarafın haberi bile olmazdı.

Şimdi devir değişti. Artık yeni bir albüm çıktığı zaman, film vizyona girdiği zaman veya aynı şekilde bir önceki akşam Kim Milyoner Olmak İster yayınlandığı zaman aynı muhabbetler, eleştiriler Twitter, Facebook gibi ağlar üzerinde yapılmaya başlandı. Önceleri çevremizde bulunan 4-5 kişiyi etkilerken, yorumlarını alırken artık bu ağlar sayesinde binlerce kişinin yorumlarını alabiliyor, okuyabiliyor katkı sağlayabiliyoruz. Hal böyle olunca artık karşı tarafta bu eleştirileri yorumları görmeye başlıyor, ona göre hareket ediyor.

Her zaman olduğu gibi, bazı konularda yine işin tadını kaçırmaya başlıyoruz. Eleştiri! Ülkemizde maalesef insanlar eleştiri yapmayı beceremiyorlar. Eleştiri yapmak isterken hakaret ediyorlar. Dün, Kim Milyoner Olmak İster programında bir Siyaset Bilimi öğrencisi bir genç normal şartlarda bilme ihtimali daha yüksek olan bir soruyu bilemedi ve bir miktar para ile elendi. O andan itibaren Twitter’da Türkiye’nin en popüler konularından üçü bu program ve soru oldu.

Popüler konularda yer almaları aslında güzel bir şey fakat o başlıklara tıklayıp yazılanları okuduğunuz zaman hayretler içinde kalıyorsunuz. O kadar ağır hakaretler yer alıyor ki inanamazsınız. Bu kişilere bu hakkı kim, ne zaman verdi bilinmiyor ama aslında yapılan şey çok büyük bir “sosyal baskı” oluşturmaya başlıyor. İlerleyen zamanlarda insanlar bu yarışmalara katılırken bir de işin bu boyutunu düşünmeye başlayacak, bu konu yarışmaların içerisine dahil olacak ve polemikler ciddi oranda artacak, tartışmalara dönüşecek.

Sosyal ağların şeffaflığını da düşününce çok yakın bir zamanda “Twitter’da (X) programı/yarışmacısı için yazdığı hakaretler yüzünden dövüldü/öldürüldü” haberlerini duymamamız için hiç bir neden yok. Sosyal ağlar ve televizyon daha fazla entegre olacak, bu entegrasyon arttıkça bu hakaretlerde artacak çünkü şu anda internet kullanımında en büyük yeri kaplayan 13-19 yaş arası gençler maalesef ki bilinçli internet kullanıcıları değiller.

Geçmişte çokça sözü edilen ve artık “geleneksel sosyal baskı” olarak adlandırdığım konu “dijital sosyal baskı” olarak hayatımızda yer almaya devam edecek gibi. Umarım bu konu çok uzun süre devam etmez.

Pinterest ve Kullanıcı Motivasyonu

Pinterest üzerine bazı maddeleri bir önceki yazıda paylaşmıştım. Bu yazıda ise artan bir ivmeyle büyümeye devam eden Pinterest’in bu büyüme hızını yakalama nedenlerini çözmeye çalışacağım. Kullanıcıların içerik ürettikleri, başka bir deyişler en önemli çalışanları internet kullanıcıları olan sosyal ağlar büyümek için çok zor zamanlar geçirirler. Sadık kullanıcı kazanmak zordur.

İnternet kullanıcılarının, bir platformu benimseme aşamasında kendilerine sorduklarını düşündüğüm soruları önem sırasına göre sıralayarak başlayabilirim:

1- Platformda karşılıklı iletişim var mı? Sosyal platformların temeli buna dayanır. Kullanıcılar, bir şekilde diğer kullanıcılar ile iletişime, etkileşime geçmek ister.

Okumaya devam et “Pinterest ve Kullanıcı Motivasyonu”

Ya Facebook Kapanırsa? Facebook Silinirse Ne Olur?

Geçtiğimiz aylarda Facebook’dan önce ve Facebook’dan sonra başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada, Facebook’un internet kullanıcılarına, özellikle de yeni nesil internet kullanıcılarına olan etksinden söz etmiştim.

Bugün gördüğüm, “Ya Facebook kapanırsa?” başlıklı hızla yayılan bir video üzerine o yazım tekrar aklıma geldi ve gerçekten bir çok kişi için zor zamanlar yaşatabilecek durumu gözler önüne sermiş.

İzlerken gülümsüyorsunuz ama biraz düşündüğünüz zaman aslında çok da uzak bir şey olmadığını anlıyorsunuz.

Buyrun izleyin ve siz karar verin:

Pinterest Üzerine

  • Pinterest, 2010 yılı başında kurulmuş bir internet girişimidir.
  • 2011’in 9. ayından itibaren zaten arktan kullanıcı sayısı, artan bir ivmeyle 2011’in son aylarında 7 milyona ulaşmıştır.

Bu internet sitesinin popülerleşmesinde ki en büyük etken daha önce de bir çok internet projesinde gördüğümüz gibi davetiye usulü ile yayına başlamış olması diye düşünüyorum. Tabi bu şekilde yayına başlayıp da başarısız olan bir çok girişim de yok değil! Burada en önemli konunun davetiye sistemi yani davetiyelerin bulunma zorluğu diyebiliriz. Benzer bir sisteme sahip Fffoud’un bu derece popülerleşememesinin en büyük nedenlerinden biri de budur diyebiliriz.

Okumaya devam et “Pinterest Üzerine”

Gençleri Bilinçlendirelim!

Geçtiğimiz gün comTalks blogumuzda “Bilinçli Medya Okur Yazarlığı” konulu bir yazı yazdım. Bu konu üzerine tahmin edilenden daha fazla eğilmemiz gerektiğini bugün çıkan bir haber ile tekrar görmüş olduk.

Bir sapık, bazı okullarda öğretmenler tespit ederek onların isim, fotoğraf gibi bilgilerini kullanarak Facebook profilleri oluşturmuş.Bu profiller ile o okullarda okuyan kız öğrenciler ile arkadaş olup çeşitli bahanelerle soyunmalarını sağlamış.  (Kaynak ve detaylar)

Yukarıda yazılan olayı 8-10 yıl önce duymuş olsaydık “yok artık canım” derdik. Çünkü o zamanlarda internet kullanan kişiler genelde internet ile belli bir yaşın üstünde tanışmış kişiler oluyordu. Fakat, artık yeni nesil internetin içine doğuyor. Onlar çok küçük yaşta internet ile tanışıyorlar ve gerçeklerin farkına maalesef ki daha zor varabiliyorlar. İnternet ile erken tanışmanın ne kadar çok yararı varsa işte böyle de zararları maalesef ki bulunuyor. Bu nedenle aileler çok daha fazla dikkatli olmalı. Artık çocuklarımızın bilinçlenmesi çok daha önemli bir hale geldi.

Daha önce yazdığım “Facebook’dan Önce ve Facebook’dan Sonra” başlıklı yazıya da göz atmanızı öneririm.

Bilinçli Medya Okur Yazarlığı

Teknolojinin gelişmesiyle beraber artık medya da hayatımızın her alanında yer almaya başladı. Akıllı telefonlarımız, akıllı televizyonlarımız, dijital reklam panoları, alış veriş merkezlerinde yer alan televizyonlar, metrolar, otobüsler, duraklar… Her yer artık haraketli, bizlere bir şeyler anlatan içeriklerle dolu. Bunların hemen hepsi bizlere günlük mesajlar verdiği için “medya” kapsamına girdiğini söyleyebiliriz. Medya materyallerine bu kadar sık ve çabuk ulaşabiliyorken bunları anlamlandırabilmek de daha büyük önem kazanmaya başladı. Artık medyaya ulaşmaktan çok “medyayı okumak” en önemli önceliğimiz olmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve hepimizi derinden sarsan Van depremi sonrası sosyal ağlarda, sosyal ağlardan aldıkları bilgiler dolayısıyla da televizyonlar, radyolar bir çok haberi yanlış bir şekilde verdi. Çünkü bilginin çoğalması, hızlı yayılması doğruluk oranını düşürdü fakat kimse bununla ilgilenmiyor. Aynı şey İbrahim Tatlıses’in silahlı yaralamasında da başımıza geldi ve bir çocuk herkesi “İbrahim Tatlıses’in yan odasındaki çocuk” olarak kandırdı. Buna televizyonlar da dahil.

Hal böyleyken, medyanın içinde olan kişiler bile bu verileri doğru okuyamıyor, insanlara doğru bir şekilde ulaştıramıyorsa bu medya materyallerine doğrudan ulaşan kişiler nasıl bir eleme yapacak, nasıl karar verecek siz düşünün?

Şu anda interneti sonradan öğrenen ve internetin içine doğan iki nesilden söz ediyoruz. İlk nesil, yani bizler biraz daha şanslı olabiliriz ama yeni nesil yani benim için düşünecek olursak 13 yaşından küçükler internetin içine doğdu ve sadece bir şeyler öğreniyorlar. Bu bilgiyi analiz edemiyorlar, karşılaştıramıyorlar çünkü karşılarında olan alanları çok iyi bilmiyorlar. İnternetten öğrenip internette araştırıyorlar, televizyondan görüp yine internette araştırıyorlar.

Bu vesileyle son zamanlarda televizyonda reklamını gördüğüm medya okur yazarlığı eğitiminin önemine değinmek istiyorum. Eğitim ne şartlarda ne kadar iyi veriliyor bilmiyorum ama insanlara her gördükleri şeye inanmamaları gerektiğini, doğru bilgiye yine internet üzerinden nasıl ulaşabildikleri iyi bir şekilde anlatılabilirse her şey çok daha güzel olacaktır. Tabi bu bireylerin her biri birer yayıncı da olacağı için bir şeyler paylaşırken de nelere dikkat etmeleri gerektiğini de öğrenmiş olacaklar. Bu sayede daha temiz ve “doğru” bir internet dünyasına sahip olacağız.

Tabi ilk olarak var olan medyamızın bu okur yazarlığı iyi öğrenip güzel bir şekilde sunması gerekiyor.

İnternet dünyasında kaybolmamak için bilinçli medya okur yazarlığı şart!

Daha önce yazdığım şu 3 yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.

Hepimiz medyayız.
Bilginin yaylımı ve sosyal medya!

Hızla yayılan bilginin önemi.

Sosyal Arama Devri

Google bugün kurumsal blogunda sosyal aramaya giriş yaptıklarına dair bir yazı yayınladı. Bu yazıda artık arama sonuçlarında, sadece Google botlarının anlamlandırarak listelediği sonuçlara değil çevremizin de etkilediği sonuçlara ulaşabileceğimizden söz etti.

Sosyal Arama Nedir?

Sosyal arama benim için; sosyal ağlarımın, çevremde bulunan internet kullanıcılarının şekillendirdiği ve arama motorlarının bana sunduğu veriler bütünüdür. Şimdiye kadar arama, sadece botlar sayesinde indexlenen ve aramalarda bu botların anlamlandırdığı şekilde karşımıza çıkan sonuçlardan ibaretti. Belli başlı listeleme şartları oluştu zamanla fakat bunların hepsi suistimal edilebilen şeylerdi.

Şimdi ise aramalar artık çevremizin şekillendireceği bir şey haline geliyor. Çok uzun zamandır bu yapıyı Facebook’dan bekliyordum. Facebook’un arama motoru konusuna el atması, arama sistemini geliştirip sosyal aramaya girmesi demek, benim için Google’den arama motoru pazarından pay çalması anlamına geliyordu. (Aslında hala öyle!) Fakat Google, bu konuda biraz hızlı davrandı ve önce Google+ ‘ı ve şimdi de sosyal aramayı çıkardı.

Sana Güveniyorum Ama Çevren Kötü!

Artık sosyal ağlarda takip ettiğimiz kişiler, bizi takip eden kişiler, bizimle yapılan paylaşımlar (Bunlar, şu anda Google+ ile kısıtlanmış olsa da zamanla genişleyecektir.) arama sonuçlarımızı etkileyebilir hale gelecek. Google, yaptığı açıklamada çevremizin, sonuçlarımızı bu kadar etkileyebileceğini bildiği için bize bu konuda da yetkiler vereceğini söylüyor. Yani, sonuçlarıma kötü etki eden kişileri istediğim takdirde aramalarımdan çıkarabileceğim.

Arama sonuçlarında yapılacak bir diğer güzellik ise takip ettiğimiz kitleye göre Google’ın bizlere kişi ve marka sayfalarını önerecek olması. Bu sayede takip ettiğimiz kitleyi genişletebilir, ilgi alanımıza göre güzel keşifler yapabiliriz.

Tabi, tüm bu yapı, şu ana kadar geçerli olan arama algoritmasını da kapsayarak gelecek. Yani Google’nin de deyimiyle; Arama + Sizin Dünyanız! Bu sayede arama sonuçları bizim dünyamızla daha güzel bir hale gelecek.

Google blogunda yazının detaylarını mutlaka okuyun çünkü Google’ın bize sunduğu hizmetler sadece yukarıdakiler değil. Artık görsel aramaları, video aramaları, kişi aramaları gibi bir çok şey sosyal ağlarımız doğrultusunda çok başarılı bir şekilde şekillenecek.

Sosyal profillerimizin her geçen gün hayatımızın bir alanına etki ettiği bu günlerde arama sonuçlarına da etki edeceğini görmek, profillerimize vermemiz gereken özeni biraz daha öne çıkarıyor.

Sosyal aramanın getireceği bir diğer şey ise sosyal arama motoru optimizasyonu! Bakalım bu değişimler SEO sektörünü nasıl etkileyecek, bir çok SEO uzmanının hayallerini süsleyen S-SEO yani Social-SEO yakın zamanda daha popüler hale gelecek mi? Hepimiz bekleyip göreceğiz…

Online Bilgi Yoğunluğu ve Takip

İnternet teknolojilerinin hayatımızın her anında yer almasıyla birlikte dünyadan haberdar olma hızımızda inanılmaz bir şekilde arttı. Bu artış, tartışmasız çok iyi bir şey fakat kötü yanlarını da artık yavaş yavaş görmeye başlıyoruz.

Çok klasik olacak ama iletişim araçlarının 50 Milyon kullanıcıya ulaşma süreleri şöyle: Radyo 38 yıl, TV 13 yıl, İnternet 4 yıl…

50 Milyon kullanıcının İnternet ile tanışması sadece 4 yıl sürmüştü. Şu anda ise Türkiye’nin yarısının internet erişimi bulunuyor. Yani bu kişiler, dünyada ki hemen her şeyi bir şekilde elinin altında bulunduruyor. Bu kadar fazla bilgi bir arada ve karmaşık bir yapıda olunca karşımıza önemli 2 problem çıkıyor.

1- Gerçekten önemli bilgileri kaçırmak, farkında olmamak!

Bu problemi internet sektöründeki herkes yaşıyor mu bilmiyorum ama benim özellikle son günlerde yaşadığım problemlerden biri. Sektörü çok yakından takip etmeye çalışıyoruz, herhangi bir şeyi kaçırmamaya çalışıyoruz ama takip ettiğimiz, görmek istediğimiz şeyler bir alanla kısıtlı olduğu için onun dışında var olan dünyadan habersiz kalıyoruz. Sadece görmek istediklerimizi gördüğümüz için görmemiz gereken bazı şeyleri kaçırmış oluyoruz. Benim açımdan bu kötü bir durum çünkü daha önceleri hem sektörü çok yakından takip edebiliyor hem de gündemi çok iyi bir şekilde yakalayabiliyordum. Bunun için artık farklı bir strateji geliştirmek gerekiyor. Dünya, sadece bizim gördüğümüz gibi bir yer değil, onun dışında da çok fazla şey oluyor ve biliyoruz ki bunlar bizi de etkileyen şeyler. Bunun için ayrı bir çaba harcayacağım aklıma gelmezdi ama bu bilgi yığının içerisinden artık bunları daha bir özenle seçmek gerekecek.

2- Öğrendiğimiz şey gerçekten doğru mu? Gerçek bilgi hangisi?

O kadar çok, o kadar hızlı bir bilgi akışı olmaya başladı ki artık hangisi gerçekten doğru, hangisi yalan anlayamamaya başladık. İnternet dünyasının içinden gelen kişiler bunun ayırımını daha rahat yapabiliyorken bu dünyada sadece “takipçi” olarak bulunan kişiler bu ayırımı yapamamaya başlıyor. Bu da internet dünyasının gelişmesinin getirdiği negatif durumlardan bir tanesi. Yakın zamanda insanlar magazin programlarında olduğu gibi gördükleri şeylerin çok da doğru olmadığını düşünmeye başlayacak ve bu nedenle gerçek bilgilere olan güven de azalacak. Bu nedenle bu konunun da üzerinde daha detaylı düşünmek gerekiyor, bir şekilde çözüm üretilmeli.

Bu iki problemin de çözümü aslında kişisel olarak iyi bir filtreleme yapabilmek. Fakat bu tarz bir filtrelemeyi yapabilmek için, internet dünyasını çok iyi biliyor olmak, çok uzun zamandır takip ediyor olmak gerekiyor. Bu takibi yapmak da ciddi bir zaman ve emek isteyen bir iş. Bu nedenle basit kullanıcı için gereksiz bir kayıp.

Bu durumun gideceği nokta ise sanırım akıllı öneri sistemleri olacak. Yani çok güzel bir proje gelecek ve bana artık istediğim her şeyi, çok güzel bir filtreden geçirecek ve sunacak. Öğrenen bir sistem olacağı için kullanılabilirliği, sonuçların başarısı gün geçtikçe artacak ve sonunda benim için asıl mecra orası olacak. İnternette yine dolaşacağım, yine yalan yanlış şeyler göreceğim fakat orada gerçek bir bilginin bulunduğunu bileceğim. Şu anda bu yapıya benzer öneri sistemleri var fakat çok çok basit durumdalar. Bir şekilde geliştirilmeleri, ilerletilmeleri gerekiyor.

Kendim için bir çözüm bulduğum zaman bunu mutlaka sizlerle de paylaşacağım. Eğer sizin bu konuda bir sisteminiz varsa benimle de paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Sosyal Medya Haber Ajansı

İstanbul’un en işlek ve merkezi yerlerinden biri olan Taksim’de bugün (1 Kasım 2011) 23.20 sularında bir saldırı meydana geldi. Bu saldırılar, Van depreminde de olduğu gibi, ilk olarak twitter üzerinden yayılmaya başladı. Olayın üzerinden 30 dakika geçmesine rağmen herhangi bir haber kanalında bu konuyla ilgili bir bilgi görülmedi. Gazetelerin internet sitelerinde ise bir süre sonra içeriği 140 karakteri geçmeyen haber başlıkları atılmaya başlandı.

Çok klişe bir hale geldi fakat tüm bu olanlar geleneksel medyanın yeni medyaya maalesef ki ayak uyduramadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Twitter üzerinden gazetelere, televizyonlara konuyla ilgili şikayetler yazılmaya başlandı, bu yazılanlar aslında her zaman söylediğimiz bir sözü daha akıllara getiriyor. “Hayat, her an devam ediyor!” Sosyal medya da hayatımızın bir parçası, her an yaşayan bir dünyada olduğumuzu artık unutmamamız gerekiyor. Yaşayan bir mecra ile yarışabilmek için yapılabilecek tek şey zamana ayak uydurmaktır. 

Yeni medya çok enteresan boyutlara geldi ve gidiyor. Giriş kısmını Van depremi ile birlikte atlattığımızı, artık ilerleme dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle sadece markalar değil iletişim mecraları da ayakta kalabilmek için sosyal medyaya gereğinden fazla önem vermek zorunda. Yeni medya ile yarışmak, onu kabullenmemek yerine bu kadar etkin bir mecrayı kullanarak neler yapabileceğini görmenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Artık sosyal medya dediğimiz olgu hesapları açıp otomatik güncellemekten öteye geçmiş durumda. Bu mecraları etkin kullanarak yapılabilecekleri sınırı yok!

Çok fazla ileriye gitmeye gerek yok, bugünü konuşalım. Gazetelerin, televizyonların, radyoların, birlikte çalıştıkları birer sosyal medya ajansları olsaydı, daha iyisi medya devlerinin sosyal medya veya yeni medya departmanları olsaydı bu haberi en az olay yerinde bulunan kullanıcılar kadar hızlı bir şekilde paylaşabilirlerdi. Sadece ilk paylaşanlardan olmak bile büyük bir artı sağlayacaktır. Bunun dışında bir sosyal medya takip yazılımı aracılığı ile anlık olarak sosyal mecraları tarıyor olsalardı, belirli anahtar kelimeler bir araya geldiği zaman otomatik bir sistem ile haberdar edilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi.

Olayların yayılmaya başladığı anda takipçilerini bilgilendirmiş olan televizyon veya gazete, olaylar tam anlamıyla yayılmaya başlayana kadar olay yerine ulaşmış olacak, detayları paylaşmaya başlamış olacaktı. Bu da geleneksel medyanın sosyal medyayı kullanarak elde ettiği bir başarı hikayesi olarak anlatılacaktı.

Lütfen artık, “sosyal medyaya giriş” zamanlarını unutun. Sosyal medyaya girdik, sosyal medya bizim hayatımıza girdi ve hızla yayılmaya devam ediyor. Artık devir, sosyal medyayı nasıl “daha” efektif kullanabilirim, nasıl “daha yeni” projelere imza atabilirim devri. Bu süreç tahmin ettiğimizden kısa sürede işleyecek fakat çok uzun bir süreç olacaktır. Bu nedenle en hızlı hareket edenler her zaman olduğu gibi yine daha kazançlı olacak, sonradan gelenler de daha erken girişmedikleri için pişman olacaklar.

Son olarak Taksim’de yaşanan tatsız olayların daha kötülerini yaşamamak için, Van depreminde yaşadığımız, gördüğümüz birlik ve beraberliğe daha fazla sarılmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Halk birlik olduğu zaman kimse kimsenin hakkını savunduğu iddia edemeyecektir. Hepimize geçmiş olsun.