Yaklaşık 4 yıldır fırsatını bulduğum her an dünyanın hiç görmediğim ve belki de bir daha hiç göremeyeceğim yerlerine doğru bir yolculuğa çıkıyordum. Üstelik 2014 yılının ilkbaharına kadar pasaportu bile olmayan biriyken Amerika yolculuğumla zinciri kırıp bir maceraya başlamıştım. Hala nasıl başardığıma inanamıyorum.

O sıralarda bana 4 yıl içinde hayatımda ne kadar büyük değişimler olacağını söyleseniz muhtemelen gülmekten yerlere yatardım fakat hayat sizin planlarınıza gör işlemiyor, onun her zaman kendine göre planları var.

Özetle 4 yılda 30’dan fazla ülke ve bu ülkeler içerisinde 100’den fazla şehir gördüm. Dünyanın dört bir yanında yüzlerce yeni insanla tanıştım, arkadaş oldum. Yeni kültürler tanıdım, yeni lezzetler tattım ve daha bir sürü ilginçlikler, güzellikler… Tüm bu yaşananlar, şu anda bu satırları yazarken olduğum kişi haline getirdi beni.

Peki bu 4 yıllık maceranın, hele ki son 1 yıldır 3 kıtada onlarca ülke gezmenin sonucunda Türkiye’de durmak nasıl bir duygu?

Dövizin önlenemeyen yükselişi herkes gibi beni de etkiledi ve artık istediğim seyahatlerimi aynı sıklıklarda gerçekleştiremeyeceğim. Herkesin aklında aynı soru! “Kanka sen buralarda ne yapacaksın? Nasıl duracaksın?”

Aynı soruyu ben de kendime soruyordum, henüz Türkiye’ye dönmeden önce Cusco’nun eşsiz tarihi sokaklarında yürürken, tarihi meydana bakan bir kafede kahve içerken, Machu Pichu’ya çıkarken…

Net bir cevap bulabildiğimi söyleyemeyeceğim ama Türkiye’ye geldiğimden beri istemsiz olarak bir çözüm ürettiğimi görüyorum. Sanırım cevap belli: Okuyarak! 

Yola tek başıma çıktığım için yanıma taşıyabileceğim kadar kitap alıyordum her defasında ve otobüsler, uçaklar, dinlenmeler çok daha keyifli hale geliyordu. Türkiye’ye geldiğimden beri normalden daha fazla kitap okumaya zaman ayırdığımı ve bunu yaparken de çok daha fazla keyif aldığımı gördüm. Bir başka deyişle yurt dışındayken gördüğüm yeni yerleri, yaptığım gezileri şu anda kitapla kapatıyorum.

Geçtiğimiz 1 ay boyunca İstanbul’da metro ve metrobüste ayakta okuduğum kitapları düşünüyorum şu anda, gerçekten de metrobüste veya metroda gibi hissetmiyordum. Evet farkındayım, zor, fakat biraz direnince gerçekten okunuyor ve bir anda kendinizi dünyanın bir başka yerine ışınlayabiliyor, o da olmazsa samimi bir arkadaşınızla koyu bir sohbete başlayabiliyorsunuz.

“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” diye düşünmenin veya sormanın pek bir manası olmadığını biliyorsunuz değil mi? En çok gezerken okuyan bilir, cevap oldukça açık. Tam da bu nedenle gezerken de gezemediğiniz zamanlarda da okuyun! Şu anda hayatınızda var olduğunu düşündüğünüz tüm problemleri ancak bu şekilde atlatabilir, daha mutlu bir geleceğe adım atabilirsiniz.

Cevabı bulduk, yaşadığınız coğrafyada eğer kendinize uygun bir ortam bulamıyorsanız, aynı zamanda fiziksel olarak da gezemiyorsanız çok daha uygun ve en az geziler kadar (hatta bazen daha fazla) faydalı olacak olan kitap okumaya başlayarak yolculuğa dair ilk adımları atabilirsiniz.

Barış Özcan “Çok gezen ne bilir?” videosunda bunu çok anlatıyor. Şu cümle beni oldukça etkilemişti “Gezmek dünyayı okuma eylemi, okumak da bir çeşit dünyayı gezme yöntemidir.

Evinizden dışarı adım atamıyor olabilir, yaşananlar sizi çok fazla rahatsız ediyor, mutsuz ediyor veya huzursuz ediyor olabilir; tüm bunların sizi yaşamaktan alıkoymasına izin verip vermemek sizin elinizde.

Her değişim benliğinizde başlar, fitili ateşleyen siz olmazsanız bir başkasının istediği şekilde değişirsiniz ve olduğunuz kişiyi asla sevemezsiniz. Bu nedenle birisi sizin fitilinizi ateşlemeden önce siz kendi değişiminizi başlatın. Ama gezerek, ama okuyarak…


Okumak her zaman keyifli olmuyor tabi, ilgili olduğunuz bir alan ve akıcı kitaplar bulmak zorundasınız. İlle de klasiklerle kendinizi boğmanız gerekmiyor. Tabi ki kitaplardan aldığınız zevk arttıkça klasikler de daha okunabilir veya daha doğru bir tabir ile “sizin için okunabilir” hale geliyor. Böylece her okuduğunuz kitaptan daha fazla keyif alabiliyorsunuz.

View this post on Instagram

Sahara Desert – Merzouga – Morocco Fas'a gelip de çöl turu yapmamak olur mu? Tabi ki bir tur firmasıyla turu ayarladık (teşekkürler @dogasiyagezgin) ve yola başladık. Sanırım bir grubun başına gelebilecek en kötü şeyler başımıza geldi o yüzden güzel yanlarını bırakıp onları sıralayacağım. Siz de tabi ki çöl turu ile ilgili her deneyimin güzel olduğunu bilerek bu kötü olasılıklardan haberdar olmuş olursunuz. 🙂 – Çöle girişte 1 saat deve ile yol alacaktık fakat turdan bir arkadaşımız ilk dakikada deveden düştü ve el bileğini kırdı. Şu anda hastanede. – Çölün ortasında deveden inip yürüyerek devam etmek istedim ve tabi ki amacım fotoğraf çekmekti fakat çok garip bir şekilde kum tepesi sandaletimi yuttu. Evet kelimenin tam anlamıyla yuttu ve bulamadım. Yola yalın ayak devam ettim. Fena değildi. 🙂 – Çölde bize söz verildiği gibi özel çadırlar, duş ve tuvalet yoktu. Tamamen yalan atmış firma. Hatta su ve ışık da yoktu. 🙂 Beklentilerinizi buna göre ayarlayın veya firmaya yakasına yapışacağınızı söyleyin. – Gördüğünüz fotoğrafı çölde çekerken birileri çok sevdiğim güzelim montumu çantamın yanından çalmış maalesef. Bu konuda da ne çöldeki kişiler ne de firma sağ olsun kılını kıpırdatmadı. Olan güzelim montuma oldu. – Dönüşte arkadaşımızı hastanede ziyaret edip çantasını verirken durmuş halde olan arabamıza çarptılar ve bizi suçladılar. Yine kimse bir şey yapmadı. – En kötüsü de fotoğraf makinamı incelemek isteyen birisi ayarlarıyla oynamış ve tüm çektiğim fotoğraflar RAW değil de JPG olarak çekilmiş. Ağlamak istiyorum resmen. Tüm bunlara rağmen maddi kayıplar dışında her şey yolunda ve Fez şehrinde gezmeye devam ediyorum. Umarım kötü şeylerin tamamı bitmiştir de güzel şeyler devam eder.

A post shared by Burak Budak (@burakbudak) on

Bir fikir vermesi açısından 2018 yılı içinde -bazılarını çok geç kalarak bile olsa- okuduğum kitapları paylaşıyorum. Eğer okumak için bir kitap seçemiyorsanız belki aşağıdakiler size yardımcı olabilir. Bu kitapları ilgi alanlarıma göre ve değerli arkadaşlarımın tavsiyeleri ile seçtiğimi belirtmek isterim.

  • Yuval Noah Harari – Hayvanlardan Tanrılara Sapiens
  • Yuval Noah Harari – Homo Deus
  • Ernest Hemingway – Silahlara Veda
  • Ernest Hemingway – Yaşlı Adam ve Deniz
  • Fernando Pessoa – Anarşist Banker
  • William Shakespeare – Hamlet
  • Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk
  • John Locke – Hoşgörü Üstüne Bir Mektup
  • Isaac Asimov – Ben Robot
  • Martin Ford – Robotların Yükselişi
  • Herman Hesse – Siddhartha
  • Herman Hesse – Knulp
  • Michel Onfray – Yolculuğa Övgü
  • Aziz Nesin – Ölmüş Eşek
  • Murray Bookchin – Toplumsal Anarşizm mi Yaşamtarzı Anarşizm mi
  • Cees Nooteboom – Mokusei
  • Charles Foster – Hayvan Olmak
  • Jules Verne – Karpatlar Şatosu
  • Peyami Safa – Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
  • Cengiz Aytmatov – Gün Olur Asra Bedel
  • John Steinbeck – İnci
  • Sadık Hidayet – Kör Baykuş
  • Yuval Noah Harari – 21. Yüzyıl İçin 21 Ders (Şu anda okuyorum)
Tagged on:         

One thought on “Gezmek dünyayı okuma eylemi ise, okumak da bir çeşit dünyayı gezme yöntemidir

  • 28 Eylül 2018 at 02:02
    Permalink

    Geröekten de öyle gezmek güzel şeydir. Birde sizin bu yazınızda anılarınız gibi fotoğraflamak daha da güzel olan şeydir. Birde kişisel blogda yayınlamak ayrı bi cezbedicidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir