Virüs yokmuşçasına okumak! (2020’de neler okudum?)

Evde hiç geçirmediğim kadar vakit geçiriyorum. Bir çok “evci” için normal bir durum olsa da benim gibi “evde kalamayanlar derneği” üyeleri için korkunç bir şey bu, hayal bile edilemez. En azından ben öyle olacağını düşünüyordum!

Gecemiz-gündüzümüz, sağımız-solumuz, önümüz-arkamız COVID-19 olduğundan beri #evdekalıyoruz. Her ne kadar bu kuralı her fırsatta ihlal ettiysem de hakkından fazla evde kaldım. Bir önceki yazıda kuralı nasıl ihlal ettiğimi, neden ihlal ettiğimi açık yüreklilikle paylaşmıştım. Öyle olmasa akıl sağlığımı nasıl koruyabilirdim ki? (Bkz. Salgın sırasında akıl sağlığımı nasıl korudum?)

Yazıda da belirttiğim gibi akıl sağlığımı korumamda kitap okumanın ve hatta genel olarak okumanın yeri çok büyük. Öyle kitap kurdu falan olduğumdan değil; dört duvar arasından çıkmamı sağladıkları için, bana yeni dünyalar açtıkları için ve tabi ki normallerimden uzaklaştırdıkları için.

Yıl bitmeden okuduğum kitapların listesini paylaşmayı hedefliyordum, kısmet yılın gününeymiş. Ama öncesinde bu yıl okuduğum kitapların bana kazandırdığı bir alışkanlığı ve yıktığı bir tabuyu paylaşmak istiyorum.

Yerli yazarlar da okunabiliyormuş!

Hemen kızmayın canım! Yazarları eleştirmek ne haddime… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak evinde televizyon olmayan bir azınlığa mensubum sanıyorum. Bununla da kalmıyor son 10 yılımın büyük bir bölümünü televizyondan uzak geçirdiğim için artık varlığı ile yokluğu benim için bir. Türkiye televizyonlarının oluşturduğu akımlar, hikayeler, olaylar hiç bir şekilde ilgimi çekmiyor ve mutlulukla söylüyorum ki bilmiyorum. (Evet, 1 bölüm bile MasterChef izlemedim.)

Durum böyle olunca yabancı yazarlarla başlayan okuma maceram da öyle devam etti ve tıpkı Türk yapımı dizi/film/programlara ne kadar önyargılıysam yazarlara karşı da benzer bir önyargı geliştirdim. Bu önyargımın tamamen yersiz olduğunu düşünmemekle beraber bu yıl artık bu yargıya tam anlamıyla bağlı olmadığımı söyleyebilirim. Yerli yazarlar da okunabiliyormuş.

Asker arkadaşım Zülfü Livaneli önerdi

Zülfü Livaneli’yi daha çok şarkılarıyla tanıyordum ama tiyatro sanatçısı iki asker arkadaşım kitaplarını da önerince farklı bir kapı aralanmış oldu benim için. Bu arada 18 günlük askerliğimin ne kadar şanslı geçmiş olacağını bu iki arkadaşımdan hayal edebilirsiniz. Bir de badim vardı ki günün 20 saati konuşacak şey bulabiliyorduk. Üçüne de sonsuz teşekkürler…

Zülfü Livaneli ismini daha sonra daha sık duymaya, kitaplarını daha sık öneri olarak almaya başladım ta ki eski arkadaşlarımdan, şimdi ki iş arkadaşım Hüseyin bana Kardeşimin Hikayesi kitabını hediye edene kadar. O günden beridir bolca Livaneli okudum ve büyük bir önyargım kırılmış oldu. Sana da teşekkürler Hüseyin. (:

Önyargım yıkıldı, artık yerli yazarlara karşı bu kadar sert bir tavrım olmayacak ve daha sık okuyacağım çünkü Livaneli’nin kitaplarına, ele aldığı konulara, anlatımına bayıldım. Hele ki bazı kitaplarında aynı sokaklardan geçtiğimi, aynı hislere kapıldığımı ve hatta aynı otellerde kaldığımı gördükçe aldığım keyif bin kat arttı. Tam da bu nedenle bu yıl büyük çoğunlukla yerli yazar okudum diyebilirim.

Kitap okuma tarzımı “yazar bitirme” formatına taşıyorum.

Okumak için kitap seçerken nasıl bir yol izliyorsun diye sorsanız bugüne kadar verebileceğim net bir cevap yoktu. Dünya klasikleri ve çevremin tavsiyeleri seçimlerimin %90’ını oluşturuyordu ve bana yetiyordu. Livaneli okumaya başlayınca bu durum da değişti.

Her okuduğum kitabında kendimi Livaneli’ye daha yakın hissettim, yaşadıklarını daha yakından yaşadım, anlattıklarını iç sesim gibi okudum. Öyle ki bir yerden sonra yazan Livaneli değil de Budak’mış gibi hissettim. Bu da bende çok ayrı bir tad bıraktı ve Livaneli okumaya devam ettim. Henüz tüm kitaplarını bitirmedim ama oldukça yaklaştım. Bundan sonra başlayacağım yazarı seçerken de tüm kitaplarını okuyabileceğim, en azından çabalayacağım bir yazar olmasını hedefliyorum. Zaten daha önce bir kaç kitabını okuduğum bir grup yazar var, onları bitirerek başlayabilirim. Ben bu oyunu çok sevdim! (:

Gelelim okuduğum kitaplara! Çoğunuz için çok az da olsa, koca yılı evde geçirdin okuya okuya bu kadar mı okudun diyebilirsiniz ama demeyin! (: Gerek yok, herkesin hayatta kalma yöntemleri farklıdır. Karışık bir sırayla paylaşıyorum kitapları:

2020’de Neler Okudum?

Photo by Road Trip with Raj on Unsplash

Hermann Hesse – Demian (Daha önce 3-4 kitabını daha okumuştum, ilk bitireceğim yazarlar listesine aldım.

Ernest Hemingway – Çanlar Kimin İçin Çalıyor (Bu adamın kitaplarına bayılıyorum, bir çok kitabını bitirdim, kalanları listeye alıyorum)

Gündüz Vassaf – Cehenneme Övgü (M. Serdar K. tavsiyesiydi ve artık başucu kitaplarımdan. Ayrıca Nilay Örneğin podcast konuğu oldu. Dinlemediyseniz tavsiye ederim. Böyle bir değere sahip olduğumuz için ülke olarak şanslıyız.

Gündüz Vassaf – Cennetin Dibi (İlk kitabı okuyunca hemen bun almak isteyeceksiniz.)

Zülfü Livaneli – Serenad

Zülfü Livaneli – Kardeşimin Hikayesi

Zülfü Livaneli -Konstantiniye Oteli (Livaneli’nin en sevdiğim yanı olan hikaye, gerçekler ve tarihi harmanlaması. Bu kitapta resmen zirveye çıkmış.

Zülfü Livaneli – Son Ada (Biraz muhalif bir kişiliğiniz varsa bu kitabı okurken dişinizi kırabilirsiniz sinirden. (: )

Zülfü Livaneli – Orta Zekalılar Cenneti (Eski köşe yazıları, denemeleri ve düşüncelerinin derlendiği çok değerli bir kitap. Nereden söz ettiğini hemen anlayacaksınız ama daha da kötüsü dönem değişse de yaşananların değişmediğini görecek olmanız…)

Zülfü Livaneli – Huzursuzluk (Çok ama çok etkilendiğim bir kitap oldu çünkü yaşadığım yerlerde geçiyor hikaye ve biliyorum ki yazılanlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor!)

Zülfü Livaneli – Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (Daha önce hiç görmediğim bir kitap formatı, bayıldım! Yazara yorum yapan karakter, kitabın ortak yazarına dönüşüyor.)

Halil Cibran – Gezgin (Halil Cibran gerçekten çok farklı bir yazar, çok farklı bir dünya. Mini kitaplarını sık sık okumak lazım.)

Ferenc Molnár – Pal Sokağı Çocukları (Çoğunuz çocukken okumuşsunuzdur. Ben de okumuştum ama hafızamda yer etmemiş olmalı ki tekrar okuma gereği hissettim.)

Erich von Däniken – Tanrıların Arabaları (Bir arkadaşımla sık sık konuştuğumuz, teoriler ürettiğimiz “yaşam” üzerine farklı bir bakış açısı. O arkadaşım önerdiği için okudum.)

Erich von Däniken – Tanrıların Arabaları (Bir arkadaşımla sık sık konuştuğumuz, teoriler ürettiğimiz “yaşam” üzerine farklı bir bakış açısı. O arkadaşım önerdiği için okudum.)

Jean Baudrillard – Tüketim Toplumu (İletişim, pazarlama gibi bir alanda çalışıyorsanız okumanız gereken bir kitap. Biraz ağır bir dili var, henüz bitirmedim.)

Durum bu! 2018 yılında Türkiye’ye dönüp tekrar işe başladığımda aklımda bazı soru işaretleri vardı. Hayat her zaman sizi istediğiniz gibi yönlendirmiyor diyerek yılın sonunda “Gezmek dünyayı okuma eylemi ise, okumak da bir çeşit dünyayı gezme yöntemidir” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıya başlamadan önce tekrar okudum ve iyi ki yazmışım dedim. Keşke daha fazla yazmaya zaman ayırsam diye kendime sık sık kızsam da bu da benim ayıbım diyerek kendimi avutuyorum.

Sizin yıl boyunca okuduğunuz kitaplar neler? Nasıl bir kitap okuma alışkanlığınız var? Paylaşmak isterseniz keyifle okumak isterim. Umuyorum 2021 herkes için daha mutlu, daha huzurlu, daha çok okuduğu, daha çok geçtiği, daha sağlıklı günler geçirdiği bir yıl olur. Aralığın son gününde kaloriferlerin kapalı, pencerenin açık olduğu bir gecede bu yazıyı bitirirken pek umutlu olmasam da öyleymiş gibi davranmayı tercih ediyorum.

Güle güle 2020, seni hiç sevmedik ama yine de hatırlattıkların için teşekkürler…

Truman Burbank bize ne anlatıyor?

Her sabah aynı saatte uyanıyor, aynı kahvaltıyı yapıyor, günlük rutinlerinizi tamamlayıp tıpkı sizin gibi yola koyulmuş binlerle, yüz binlerle ve hatta bazen milyonlarla beraber harekete geçiyor ve iş yerinize, okulunuza varıyorsunuz.

Sonra bir daha, bir daha ve bir daha…

Bu durumdan rahatsızlık duyan birileri var, size anlatmaya çalışıyorlar ama çok fazla dinlemiyorsunuz çünkü kendi dertleriniz zaten yetiyor da artıyor, bir de arkadaşınızın muhtemelen hiç bir zaman gerçekleştiremeyeceği hayalini mi dinleyeceksiniz?

Truman Burbank bu hayali gerçekleştirmek için zorluyor. Öylesine zorluyor ki çocukluğundan itibaren bilinçli olarak önüne çıkarılan engellere rağmen hayallerinden vazgeçmemeyi tercih ediyor. Evet, bu olay 30 yıl sürse de sonunda gökyüzüne dokunmayı başarıyor ve çıkış kapısını buluyor.

Öncesinde neler olduğunu hepimiz biliyoruz, en büyük korkularıyla yüzleşiyor. Bu da yetmezmiş gibi acımasız saldırılara uğruyor ve hayalleri uğruna ölümü bile göze alıyor. Üstelik nereye gideceğini tam olarak bilmiyor bile. Sadece unutamadığı bir isim, gözünün önünden gitmeyen bir yüz ve Fiji…

Doğduğunuzdan beri sizin de karşınıza onlarca farklı zorluk çıkmadı mı? Siz de zorbalığa uğramadınız mı? Hatta çoğunuz hala bu zorlukları ve zorbalıkları yaşamaya devam ediyorsunuz. Ama yine çoğunuz hayallere sahipsiniz, bıkmadan usanmadan takip etmeye devam ettiğiniz hayallere. Tek eksiğiniz bunun için henüz ölümü göze almadınız.

Şu anda önünüzdeki en büyük engel ne diye sorsam hemen hepiniz “COVID-19” diyeceksiniz. Çünkü sizi tutan başka bir şey yok. Ama unutmayın, korona öncesinde de müthiş olmasa da bir hayatınız vardı ve o zaman da bahaneleriniz vardı. Muhtemelen bundan sonra da aynı şekilde bahaneleriniz olmaya devam edecek.

Sizi yıldırmaya çalışanların karşınıza çıkardığı ve sırtınızı dayadığınız bahanelerden kurtulup “o” hayali gerçekleştirmek sizin elinizde. Başka kimsenin değil. Hemen şimdi, evet şimdi başlayabilirsiniz…

Bu arada olur da görüşemezsek, iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler…

Bir kaç gün arka arkaya sabah gözümü açıp telefonu elime aldığımda aynı saati ve dakikayı görünce aklımdan geçenler bunlardı. Üstelik koronavirüs dolayısıyla evlere kapandığımız bu günlerde çok daha fazla gözüme batmaya başladı bu konu.

Bizi Truman Burbank’dan ayıran tek şey işe/okula gitmek için evimizden çıkmamız mıydı? Sadece 3 hafta oldu! Eve kapandığımız 3. hafta fakat farkında olmadan bir çok farklı şey aklımıza gelmeye başlıyor. Düşünüyoruz. Evimizi, işimizi, sevdiklerimizi, sevmediklerimizi, konuştuklarımızı, konuşamadıklarımızı… Kendimizi, en çok da kendimizi düşünüyoruz çünkü kendimizle baş başayız…

Siz de böyle düşünüyorsanız açıp Truman Show‘u tekrar izleyin. Belki ilk izlediğiniz yıllara nazaran düşüncelerinizde değişiklikler olmuştur. Ben izleyeli gerçekten çok uzun zaman olmuştu ve o zamandan bu güne kadar yaşadıklarımı göz önünde bulunduracak olursam o kadar çok şey olmuş ki… İyi ki tekrar izlemişim….