Hepimiz -Artık Daha Güçlü- Medyayız!

15 Şubat 2011 tarihinde comTalks’da “Hepimiz Medyayız” konulu bir yazı yayınlamıştım. Bu yazıda, 2005 yılında Londra’da yaşanan bir olaydan örnek vermiştim. Bu örneğin bir benzerini Taksim Gezi Parkı olayları sırasında yaşadık. Gezi Parkı ile ilgili görüşlerimi zaten bir önceki yazımda paylaşmıştım. 2011 yılında yazdığım yazıyı, içeriğinde hiç bir değişiklik yapmadan sadece başlığı değiştirerek bir de buradan paylaşıyorum. 2013 yılının getirisi olarak kişisel medya ve güven konusunda ayrı bir yazı yazmak gerekiyor sadece…


Hepimiz – Artık Daha Güçlü- Medyayız!

İngiltere’nin Londra kenti 7 Temmuz 2005 günü sabah 8.50′de, taşımacılık sisteminde eş zamanlı patlayan 4 bomba ile şoka uğradı. 18 dakika sonra medyacılar haberi en kısa sürede geçmek için amansız bir çaba içerisine girdikleri zamanda ilk haber, herkesin katkıda bulunabildiği bağımsız online ansiklopediye, Wikipedia’ya düştü. İngiltere, Leicester’den ateşli bir wiki düşkünü olan Morwen geçtiği haberde şöyle diyordu: “7 Temmuz 2005 günü, başta Aldgate, Edgward Road, King Cross St Pancras, Old Street ve Russel Square istasyonları olmak üzere Londra’nın çeşitli metro istasyonlarında patlamalar ve benzeri olaylar meydana geldi. Bütün patlamalar, güçlü etki yaratan nitelikte.”

Dakikalar içerisinde topluluğun diğer üyeleri ek bilgi sundular ve onun imla hatalarını düzelttiler. Kuzey Amerikalılar sabah uyandığında tartışmalara yüzlerce kişi katılmıştı bile. Günün sonunda 2.500′ün üzerinde kişi olayla ilgili olarak çoğu haber organının sunduğundan daha detaylı ondört sayfalık bir rapor hazırlamışlardı. Böylelikle, dört bir tarafa dağılmış gönüllüler, dünyanın en büyük ve en iyi finanse edilen teşebbüslerinden bile daha hızlı, akıcı ve inovatif projeler üretebildiklerini göstermiş, Wikipedia’nın potansiyel gücüne bir örnek vermiş oldular.

Anthony D.Williams & Don Tapscott – Vikinomi

Yukarıdaki açıklama kitlesel işbirliği ve internetin gücünü anımsamamız adına güzel bir örnek teşkil ediyor. İnternet, her kullanıcıya kendi medyasını oluşturabilme imkanı sağlıyor. Kendi kitlemizi oluşturmak ve onlara mekan ve zamandan bağımsız bir şekilde ulaşabilmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Hangimiz eskisi gibi haberleri veya son gelişmeleri takip edebilmek için gazete alıyor, televizyonda haberleri bekliyor veya aylık dergileri takip ediyor? Ben, uzun zamandır bunların hiçbirini yapmıyorum. Aktif internet kullanıcılarının bir çoğununda bu alışkanlıklarının değiştiğine inanıyorum.Artık haberleri, gelişmeleri takip etmiyoruz, onlar bizim karşımıza çıkıyor! İstatistik kurumunun açıkladığı rakamlara göre gazete ve dergi satışları geçen seneye göre %20′ye yakın azalmış durumda. Bu rakam, internetin medyaya olan etkisini gözler önüne seriyor.

Kitlemizi oluşturmaktan söz ediyorduk, burada en büyük rolü Facebook ve bloglar alıyor. Bunlara ek olarak Youtube, Twitter, Friendfeed, Flickr gibi sosyal ağlar tamamlayıcı birer rol alıyorlar.

Bir blog sayfası oluşturup güncel tutarak her gün yüzlerce insana ulaşmak artık zor değil. Facebook’da ortalama 150 arkadaşımız bulunuyor ve bir şeyler paylaşmaya açlar. Twitter’da ortalama 80 takipçimiz bulunuyor ve aynı şekilde paylaşabilmek için bir şeyler arıyorlar. Youtube, dünyanın en büyük 2. arama motoru yüklenen her video kısa sürede onbinlerce insan tarafından izleniyor. Flickr dünyanın en büyük fotoğraf depolama alanlarından biri. Tüm bunlar bir araya gelince, kameralı telefon sahibi aktif bir internet kullanıcısı çok kısa sürede büyük kitlelere ulaşabilir hale gelmiş oluyor.

Artık gazeteler popüler blogların içeriklerinden, ürettiklerinden haber yapıyor. Televizyonlar sosyal ağları çılgınlar gibi tarayarak haber yakalamaya çalışıyor, yani son zamanlarda karşılaştığımız haberlerin bir çoğunu aslında kullanıcılar oluşturup paylaşıyor, haber olmasını sağlıyor. Daha ilginç olanı ise bunu dudak uçuklatan bütçeleri bulunan medya devlerine karşı yapıyor.

Artık “hepimiz medyayız” demek abartı olmaktan çıktı. Her kullanıcı kendi medyasını oluşturuyor ve ulaştığı kitleler hızla artıyor. Şu anda tek yapmamız gereken bu gücü daha yararlı bir şekilde kullanmanın yollarını bulmak.

Sosyal Medya Haber Ajansı

İstanbul’un en işlek ve merkezi yerlerinden biri olan Taksim’de bugün (1 Kasım 2011) 23.20 sularında bir saldırı meydana geldi. Bu saldırılar, Van depreminde de olduğu gibi, ilk olarak twitter üzerinden yayılmaya başladı. Olayın üzerinden 30 dakika geçmesine rağmen herhangi bir haber kanalında bu konuyla ilgili bir bilgi görülmedi. Gazetelerin internet sitelerinde ise bir süre sonra içeriği 140 karakteri geçmeyen haber başlıkları atılmaya başlandı.

Çok klişe bir hale geldi fakat tüm bu olanlar geleneksel medyanın yeni medyaya maalesef ki ayak uyduramadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Twitter üzerinden gazetelere, televizyonlara konuyla ilgili şikayetler yazılmaya başlandı, bu yazılanlar aslında her zaman söylediğimiz bir sözü daha akıllara getiriyor. “Hayat, her an devam ediyor!” Sosyal medya da hayatımızın bir parçası, her an yaşayan bir dünyada olduğumuzu artık unutmamamız gerekiyor. Yaşayan bir mecra ile yarışabilmek için yapılabilecek tek şey zamana ayak uydurmaktır. 

Yeni medya çok enteresan boyutlara geldi ve gidiyor. Giriş kısmını Van depremi ile birlikte atlattığımızı, artık ilerleme dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle sadece markalar değil iletişim mecraları da ayakta kalabilmek için sosyal medyaya gereğinden fazla önem vermek zorunda. Yeni medya ile yarışmak, onu kabullenmemek yerine bu kadar etkin bir mecrayı kullanarak neler yapabileceğini görmenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Artık sosyal medya dediğimiz olgu hesapları açıp otomatik güncellemekten öteye geçmiş durumda. Bu mecraları etkin kullanarak yapılabilecekleri sınırı yok!

Çok fazla ileriye gitmeye gerek yok, bugünü konuşalım. Gazetelerin, televizyonların, radyoların, birlikte çalıştıkları birer sosyal medya ajansları olsaydı, daha iyisi medya devlerinin sosyal medya veya yeni medya departmanları olsaydı bu haberi en az olay yerinde bulunan kullanıcılar kadar hızlı bir şekilde paylaşabilirlerdi. Sadece ilk paylaşanlardan olmak bile büyük bir artı sağlayacaktır. Bunun dışında bir sosyal medya takip yazılımı aracılığı ile anlık olarak sosyal mecraları tarıyor olsalardı, belirli anahtar kelimeler bir araya geldiği zaman otomatik bir sistem ile haberdar edilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi.

Olayların yayılmaya başladığı anda takipçilerini bilgilendirmiş olan televizyon veya gazete, olaylar tam anlamıyla yayılmaya başlayana kadar olay yerine ulaşmış olacak, detayları paylaşmaya başlamış olacaktı. Bu da geleneksel medyanın sosyal medyayı kullanarak elde ettiği bir başarı hikayesi olarak anlatılacaktı.

Lütfen artık, “sosyal medyaya giriş” zamanlarını unutun. Sosyal medyaya girdik, sosyal medya bizim hayatımıza girdi ve hızla yayılmaya devam ediyor. Artık devir, sosyal medyayı nasıl “daha” efektif kullanabilirim, nasıl “daha yeni” projelere imza atabilirim devri. Bu süreç tahmin ettiğimizden kısa sürede işleyecek fakat çok uzun bir süreç olacaktır. Bu nedenle en hızlı hareket edenler her zaman olduğu gibi yine daha kazançlı olacak, sonradan gelenler de daha erken girişmedikleri için pişman olacaklar.

Son olarak Taksim’de yaşanan tatsız olayların daha kötülerini yaşamamak için, Van depreminde yaşadığımız, gördüğümüz birlik ve beraberliğe daha fazla sarılmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Halk birlik olduğu zaman kimse kimsenin hakkını savunduğu iddia edemeyecektir. Hepimize geçmiş olsun.

Sosyal Medya Entegrasyonu

Geleneksel medyanın vazgeçilmezlerinden biri olan entegre pazarlamanın önemi sosyal medyada da öne çıkıyor. Yeni bir ürün çıktığı zaman televizyon reklamı hazırlanır ve genelde ilk reklamdan sonraki gün billboardlar, gazeteler , radyolar büyük internet siteleri bu üründen bahsederdi, hepsi aynı dili kullanır, aynı görsellikte olurdu. Bu yapılanların etkisiyle ürün hemen her kesime tanıtılmış olur ve birden farklı yerde defalarca gördükleri için akıllarına kazınmış olurdu.

Peki bu yöntemi sosyal medya üzerinde nasıl uygulayabiliriz?

Öncelikle sosyal medyada diğer medya organlarında olduğu gibi belli dönemlerde iletişim yapıp geri kalan zamanlarda susmak gibi bir hakkımızın bulunmadığını belirtmek lazım. Sosyal medya iletişimi sürekli olmak zorundadır. Markalara göre bu iletişimin tonu değişebilir fakat hepsinde bir düzen içerisinde süreklilik şarttır.

Bu çerçevede hareket edecek olursak:

1- Markanın aktif olan tüm sosyal ağlarda resmi hesabının alınması gerekiyor.
Bunun en önemli nedeni sizden habersiz birileri bu hesapları almasını ve özellikle kötü yönde kullanılmasını engellemek. (Bir çok ağda iletişime geçip hesaplar geri alınsada bazılarında alınamıyor olması kötü sonuçlar doğurabiliyor.) Tabi tüm sosyal ağlarda hesaplar alındı diye hepsini kullanmak gibi bir zorunluluk yok. Bu sosyal ağlardan en aktif kullanılanları, hedef kitle analizimizi yaparak kitlemizin en çok yer aldığı ağları seçerek iletişim yapmaya başlayabiliriz.

2- Markanın resmi sitesinde aktif olarak kullanılan sosyal ağlar (Facebook, Twitter, Youtube gibi…) mutlaka yer almalıdır.
Markanın resmi sayfasında sosyal ağlarının yer alması kullanıcıların bu hesapların resmi olduğuna inanmasını sağlayacaktır. Markayı seven kullanıcılar gelişmelerden haberdar olmak için hemen o hesapları takibe alacaklardır.

3- Sayfalar sosyal ağ hesaplarının yanında paylaşım ikonlarına da sahip olmalıdır.
Kullanıcıların içeriği Twitter’da paylaşabilmesi için “Tweet” butonu, Facebook’da paylaşabilmesi veya arkadaşlarına, gruplara direkt olarak gönderebilmesi için de “Beğen” ve “Gönder” butonlarının yer alması üretilen içeriğin çok daha hızlı bir şekilde daha fazla kişiye yayılmasını sağlayacaktır.

4- Bulunduğumuz alanın kitlesini göze alarak iletişim türümüzü belirlemeliyiz.
Sosyal ağların kendi içerisinde belirgin özellikleri vardır ve bu özellikler ile kullanıcıları özdeşleşir. Bu nedenle her sosyal ağ iyice analiz edilmeli ve ona göre bir iletişim tarzı belirlenmeli. Bir sosyal ağda kullandığınız dil başka bir sosyal ağda ters tepebilir ve tüm emeklerinizi boşa çıkarabilir. Bu nedenle markalar, iletişim dillerini sosyal ağlara göre düzenlemeli, farklı ağlarda, farklı tonlarda fakat aynı şeyi söyleyebilmeli.

5- Ürünler ve geleneksel medya sosyal hale getirilmelidir.
Entegre pazarlama diyoruz ya, burada en önemli şeylerden biri de gerçek hayatı sanallaştırabiliyor olmamızdır.

Çok çok klasik bir örnek vermek gerekirse; Bir billboard reklamı verildiği zaman, köşesine eklenen bir QR Code ile akıllı telefon sahiplerine Facebook sayfasını beğenmelerini sağlamak güzel olmaz mı? Bu tarz teknolojiler o kadar geliştiki, artık kullanıcılara gerçek hayatta yaptıkları her şey için sanal dünyada bir + kazandırabiliyor, bir sanal hareket yaptırabiliyoruz. Bu konuda çıkabilecek projelerin ucu bucağı görünmüyor.

6- Televizyon reklamlarında, radyo veya gazete reklamlarında sosyal ağlarınızdan söz etmek yararlı olacaktır.
Sosyal ağlarda kitlenizi toplamanız, onlara sürekli ulaşabiliyor olmanız açısından çok güzel bir durum. Bu nedenle, özellikle geçici proje reklamlarında internet siteleri yerine genel sosyal ağlarınızı yazdırmak, söylemek kullanıcılarınızı bir yerde toplamak adına çok etkili olacaktır. Ayrıca şu anda sosyal medyada aktif olarak yer alan markalara ayrı bir sempati ile yaklaşıldığı da bir gerçek.

Sosyal medyanın kendi içinde entegre hareket etmesi, geleneksel medyanın sosyala medya ile entegre hareket etmesi ve tüm bunların bir sistematik içerisinde yürümesi sonucu kampanyalar, projeler çok daha başarılı olacaktır diyebiliriz.