Türkiye’nin sosyal medya ile imtihanı!

Türkiye ve markalar sosyal medyaya da pazarlama çalışmalarına zor da olsa uyum sağlamaya başladı. Bu süreç, tahmin edildiği gibi çok da kolay olmadı.

Son 2-3 yıllık süreç Türkiye ve “sosyal medya” olgusu adına oldukça enteresan geçti. Benim açımdan önemli/farklı olan ve “örnek konu başlığı” anlamında diğerlerinden ayrılan örnekleri uzun zamandır toparlıyordum. Toparladım ekran görüntülerini yorumlarıyla birlikte bir sunum haline getirdim ve paylaştım.  Okumaya devam et “Türkiye’nin sosyal medya ile imtihanı!”

Televizyon Reklamı Verecek Markalar İçin 5 Öneri

İnternet şirketlerinin televizyon reklamı vermesi üzerine detaylı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda, büyük internet şirketlerinin başarıyla yürüttükleri internet operasyonuna televizyon reklamları ile nasıl katkı sağladığını çok net olarak gördüğümüzü düşünüyorum.

İnternet şirketleri, televizyon reklamı vermeden önce:

  • İnternet sitesinin kullanılabilir olmasına oldukça fazla zaman harcamışlardır. Bu bir süreklilik istediği için harcamaya da devam ettiklerine eminim.
  • Arama motoru optimizasyonu (SEO) konusunda yapılması gereken bir çok çalışmayı yapmışlardır.
  • Müşterilerini mağdur etmemek adına müşteri hizmetleri ve altyapı çalışmalarını yoğun bir şekilde yapmışlardır.
  • Google, Facebook reklamları ve bunun dışında hedef kitleye ulaşabilmek adına oldukça fazla reklam harcaması yapmışlardır ve yapmaya da devam etmektedirler.

Yukarıda yazdığım maddeleri yapmaları bu şirketler için 2 açıdan oldukça önemlidir.

  1. Bu internet şirketleri, yukarıdaki çalışmaları yapmadığı zaman ciddi bir müşteri kitlesine ulaşamaz ve asıl müşterilerini kaçırırlar.
  2. Yukarıdaki çalışmalar yapılmadan önce televizyon gibi büyük bütçeli mecralara reklam veren şirketler maalesef ulaştıkları yeni kitleyi de kazanamadan kaybederler.

Okumaya devam et “Televizyon Reklamı Verecek Markalar İçin 5 Öneri”

“Geleneksel Sosyal Baskı” Out! “Dijital Sosyal Baskı” In!

Bir film veya dizi izlerken, yeni çıkan bir programı bir albümü değerlendirirken veya en basitinden “Kim Milyoner Olmak İster” gibi programları izlerken çevremizdeki insanlara yani ailemize ve arkadaşlarımıza düşüncelerimizi söylerdik. Onlarla beraber tartışırdık. Eleştirir gülüp geçerdik. Bundan karşı tarafın haberi bile olmazdı.

Şimdi devir değişti. Artık yeni bir albüm çıktığı zaman, film vizyona girdiği zaman veya aynı şekilde bir önceki akşam Kim Milyoner Olmak İster yayınlandığı zaman aynı muhabbetler, eleştiriler Twitter, Facebook gibi ağlar üzerinde yapılmaya başlandı. Önceleri çevremizde bulunan 4-5 kişiyi etkilerken, yorumlarını alırken artık bu ağlar sayesinde binlerce kişinin yorumlarını alabiliyor, okuyabiliyor katkı sağlayabiliyoruz. Hal böyle olunca artık karşı tarafta bu eleştirileri yorumları görmeye başlıyor, ona göre hareket ediyor.

Her zaman olduğu gibi, bazı konularda yine işin tadını kaçırmaya başlıyoruz. Eleştiri! Ülkemizde maalesef insanlar eleştiri yapmayı beceremiyorlar. Eleştiri yapmak isterken hakaret ediyorlar. Dün, Kim Milyoner Olmak İster programında bir Siyaset Bilimi öğrencisi bir genç normal şartlarda bilme ihtimali daha yüksek olan bir soruyu bilemedi ve bir miktar para ile elendi. O andan itibaren Twitter’da Türkiye’nin en popüler konularından üçü bu program ve soru oldu.

Popüler konularda yer almaları aslında güzel bir şey fakat o başlıklara tıklayıp yazılanları okuduğunuz zaman hayretler içinde kalıyorsunuz. O kadar ağır hakaretler yer alıyor ki inanamazsınız. Bu kişilere bu hakkı kim, ne zaman verdi bilinmiyor ama aslında yapılan şey çok büyük bir “sosyal baskı” oluşturmaya başlıyor. İlerleyen zamanlarda insanlar bu yarışmalara katılırken bir de işin bu boyutunu düşünmeye başlayacak, bu konu yarışmaların içerisine dahil olacak ve polemikler ciddi oranda artacak, tartışmalara dönüşecek.

Sosyal ağların şeffaflığını da düşününce çok yakın bir zamanda “Twitter’da (X) programı/yarışmacısı için yazdığı hakaretler yüzünden dövüldü/öldürüldü” haberlerini duymamamız için hiç bir neden yok. Sosyal ağlar ve televizyon daha fazla entegre olacak, bu entegrasyon arttıkça bu hakaretlerde artacak çünkü şu anda internet kullanımında en büyük yeri kaplayan 13-19 yaş arası gençler maalesef ki bilinçli internet kullanıcıları değiller.

Geçmişte çokça sözü edilen ve artık “geleneksel sosyal baskı” olarak adlandırdığım konu “dijital sosyal baskı” olarak hayatımızda yer almaya devam edecek gibi. Umarım bu konu çok uzun süre devam etmez.

Bilinçli Medya Okur Yazarlığı

Teknolojinin gelişmesiyle beraber artık medya da hayatımızın her alanında yer almaya başladı. Akıllı telefonlarımız, akıllı televizyonlarımız, dijital reklam panoları, alış veriş merkezlerinde yer alan televizyonlar, metrolar, otobüsler, duraklar… Her yer artık haraketli, bizlere bir şeyler anlatan içeriklerle dolu. Bunların hemen hepsi bizlere günlük mesajlar verdiği için “medya” kapsamına girdiğini söyleyebiliriz. Medya materyallerine bu kadar sık ve çabuk ulaşabiliyorken bunları anlamlandırabilmek de daha büyük önem kazanmaya başladı. Artık medyaya ulaşmaktan çok “medyayı okumak” en önemli önceliğimiz olmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız ve hepimizi derinden sarsan Van depremi sonrası sosyal ağlarda, sosyal ağlardan aldıkları bilgiler dolayısıyla da televizyonlar, radyolar bir çok haberi yanlış bir şekilde verdi. Çünkü bilginin çoğalması, hızlı yayılması doğruluk oranını düşürdü fakat kimse bununla ilgilenmiyor. Aynı şey İbrahim Tatlıses’in silahlı yaralamasında da başımıza geldi ve bir çocuk herkesi “İbrahim Tatlıses’in yan odasındaki çocuk” olarak kandırdı. Buna televizyonlar da dahil.

Hal böyleyken, medyanın içinde olan kişiler bile bu verileri doğru okuyamıyor, insanlara doğru bir şekilde ulaştıramıyorsa bu medya materyallerine doğrudan ulaşan kişiler nasıl bir eleme yapacak, nasıl karar verecek siz düşünün?

Şu anda interneti sonradan öğrenen ve internetin içine doğan iki nesilden söz ediyoruz. İlk nesil, yani bizler biraz daha şanslı olabiliriz ama yeni nesil yani benim için düşünecek olursak 13 yaşından küçükler internetin içine doğdu ve sadece bir şeyler öğreniyorlar. Bu bilgiyi analiz edemiyorlar, karşılaştıramıyorlar çünkü karşılarında olan alanları çok iyi bilmiyorlar. İnternetten öğrenip internette araştırıyorlar, televizyondan görüp yine internette araştırıyorlar.

Bu vesileyle son zamanlarda televizyonda reklamını gördüğüm medya okur yazarlığı eğitiminin önemine değinmek istiyorum. Eğitim ne şartlarda ne kadar iyi veriliyor bilmiyorum ama insanlara her gördükleri şeye inanmamaları gerektiğini, doğru bilgiye yine internet üzerinden nasıl ulaşabildikleri iyi bir şekilde anlatılabilirse her şey çok daha güzel olacaktır. Tabi bu bireylerin her biri birer yayıncı da olacağı için bir şeyler paylaşırken de nelere dikkat etmeleri gerektiğini de öğrenmiş olacaklar. Bu sayede daha temiz ve “doğru” bir internet dünyasına sahip olacağız.

Tabi ilk olarak var olan medyamızın bu okur yazarlığı iyi öğrenip güzel bir şekilde sunması gerekiyor.

İnternet dünyasında kaybolmamak için bilinçli medya okur yazarlığı şart!

Daha önce yazdığım şu 3 yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.

Hepimiz medyayız.
Bilginin yaylımı ve sosyal medya!

Hızla yayılan bilginin önemi.

Sosyal Medya Haber Ajansı

İstanbul’un en işlek ve merkezi yerlerinden biri olan Taksim’de bugün (1 Kasım 2011) 23.20 sularında bir saldırı meydana geldi. Bu saldırılar, Van depreminde de olduğu gibi, ilk olarak twitter üzerinden yayılmaya başladı. Olayın üzerinden 30 dakika geçmesine rağmen herhangi bir haber kanalında bu konuyla ilgili bir bilgi görülmedi. Gazetelerin internet sitelerinde ise bir süre sonra içeriği 140 karakteri geçmeyen haber başlıkları atılmaya başlandı.

Çok klişe bir hale geldi fakat tüm bu olanlar geleneksel medyanın yeni medyaya maalesef ki ayak uyduramadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Twitter üzerinden gazetelere, televizyonlara konuyla ilgili şikayetler yazılmaya başlandı, bu yazılanlar aslında her zaman söylediğimiz bir sözü daha akıllara getiriyor. “Hayat, her an devam ediyor!” Sosyal medya da hayatımızın bir parçası, her an yaşayan bir dünyada olduğumuzu artık unutmamamız gerekiyor. Yaşayan bir mecra ile yarışabilmek için yapılabilecek tek şey zamana ayak uydurmaktır. 

Yeni medya çok enteresan boyutlara geldi ve gidiyor. Giriş kısmını Van depremi ile birlikte atlattığımızı, artık ilerleme dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle sadece markalar değil iletişim mecraları da ayakta kalabilmek için sosyal medyaya gereğinden fazla önem vermek zorunda. Yeni medya ile yarışmak, onu kabullenmemek yerine bu kadar etkin bir mecrayı kullanarak neler yapabileceğini görmenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Artık sosyal medya dediğimiz olgu hesapları açıp otomatik güncellemekten öteye geçmiş durumda. Bu mecraları etkin kullanarak yapılabilecekleri sınırı yok!

Çok fazla ileriye gitmeye gerek yok, bugünü konuşalım. Gazetelerin, televizyonların, radyoların, birlikte çalıştıkları birer sosyal medya ajansları olsaydı, daha iyisi medya devlerinin sosyal medya veya yeni medya departmanları olsaydı bu haberi en az olay yerinde bulunan kullanıcılar kadar hızlı bir şekilde paylaşabilirlerdi. Sadece ilk paylaşanlardan olmak bile büyük bir artı sağlayacaktır. Bunun dışında bir sosyal medya takip yazılımı aracılığı ile anlık olarak sosyal mecraları tarıyor olsalardı, belirli anahtar kelimeler bir araya geldiği zaman otomatik bir sistem ile haberdar edilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi.

Olayların yayılmaya başladığı anda takipçilerini bilgilendirmiş olan televizyon veya gazete, olaylar tam anlamıyla yayılmaya başlayana kadar olay yerine ulaşmış olacak, detayları paylaşmaya başlamış olacaktı. Bu da geleneksel medyanın sosyal medyayı kullanarak elde ettiği bir başarı hikayesi olarak anlatılacaktı.

Lütfen artık, “sosyal medyaya giriş” zamanlarını unutun. Sosyal medyaya girdik, sosyal medya bizim hayatımıza girdi ve hızla yayılmaya devam ediyor. Artık devir, sosyal medyayı nasıl “daha” efektif kullanabilirim, nasıl “daha yeni” projelere imza atabilirim devri. Bu süreç tahmin ettiğimizden kısa sürede işleyecek fakat çok uzun bir süreç olacaktır. Bu nedenle en hızlı hareket edenler her zaman olduğu gibi yine daha kazançlı olacak, sonradan gelenler de daha erken girişmedikleri için pişman olacaklar.

Son olarak Taksim’de yaşanan tatsız olayların daha kötülerini yaşamamak için, Van depreminde yaşadığımız, gördüğümüz birlik ve beraberliğe daha fazla sarılmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Halk birlik olduğu zaman kimse kimsenin hakkını savunduğu iddia edemeyecektir. Hepimize geçmiş olsun.

Markaların Sosyal Medya İle İmtihanı – Van Depremi

23.10.2011 tarihinde saatler 13.41’i gösterdiği anlarda ülkemizin bir bölümü uzun bir aradan sonra tekrar sarsıldı. Yine yüzlerce ölü, yaralı ve yine bir insanlık dramı. Türkiye’nin deprem kuşağı olduğu halde önceki yıllardan çıkaramadığı dersleri artık bir kenara bırarak yaşanan bu depremde ülke olarak yaşadığımız farklı bir konuya, bu depremde sosyal medyanın markalar üzerine etkisi ve yaşananlar, üzerine yoğunlaşmak istiyorum.

Yaşanan her doğal afet sonrası sivil toplum örgütleri yardıma koşar, insanlar kurtarılır bir şekilde ihtiyaçlar giderilmeye çalışılırdı. Bu deprem sonrasında bu durum biraz daha farklı bir boyut kazandı. Sosyal ağların ülkemizde ki etkisinden tekrar söz etmeye gerek yok, bu etkinin büyüklüğünü bu doğal afet sonrasında çok daha net bir şekilde görmüş olduk.

Depremin üzerinden dakikalar geçmeden sosyal ağlarda yer alan kullanıcılar bu konuya yoğunlaşmaya başladı ve markaları harekete geçirdiler. Sosyal ağlarda aktif olarak yer alan markalar, ajansları ve marka yöneticileri tarafından hemen harekete geçirildi. Aktif markalar depremin duyulmasıyla aynı hızda çalışmalara başlayarak afet bölgesine yardımda bulunmak için harekete geçti. Hizmet sağladıkları alan ile ilgili olarak deprem bölgesinde yapabilecekleri şeyi en iyi şekilde tespit ederek hemen yardımlara başladılar. Bu yardımlardan aklımda kalanların bazıları şöyle:

Turkcell, Vodafone, Avea, Turk Telekom, TTNET en büyük ihtiyaçlardan biri olan iletişim ihtiyacını karşılayabilmek adına Van’lı vatandaşlar için ücretsiz hizmetler vermeye, iletişim merkezleri kurmaya başladı. Garanti, Finansbank, İş Bankası para akışının daha hızlı olabilmesi ve yardıma teşvik amacıyla havale ücretlerini kesti, borçlar üzerinde ertelemelerde bulundu. Yurtiçi Kargo, PTT Kargo, Aras Kargo kendi imkanlarıyla yardım göndermek isteyen kişilere destek amacıyla Van’a kargo gönderimini ücretsiz hale getirdi. THY doktorlar, kurtarma görevlileri ve yardım malzemeleri için ücretsiz seferlerde bulundu, bunun yanında vatandaşlar daha rahat gidebilsin diye ek seferler koyarak bilet fiyatlarını olabildiğince indirdi. Ülker, su, bebek maması, bebek bezleri, hijyenik bezler ve bisküvi gibi bir çok ihtiyaç malzemesinden oluşan yardım tırlarını yola çıkardı. En büyük ihitaçlardan biri olan su için ise internet kullanıcılarının ısrarla su firmalarına yazmaları sonucu Sırma, Saka, Damla, Hayat, Erikli gibi su firmaları bölgeye su yardımları yapmaya başladı. Markafoni, Limango, Trendyol, Hepsiburada gibi büyük internet şirketleri onbinlerce ürün yardımı için hemen harekere geçti. Bebelac, Milupa bebek maması yardım tırlarını yola çıkardı. P&G, bebek bezi, hijyenik bez, pil, çamaşır suyu göndermek için harekete geçti. Bunun yanında “Kardeşlik Zamanı” isimli organize bir televizyon programı sayesinde 66 Milyon TL toplandı.

Yukarıda Türkiye’nin en büyük markalarının yardımları yer alıyor bunun dışında haberdar olmadığımız onlarca marka da yardımlarını bir şekilde ulaştırmak için çalışıyor. (Belediyelerin süper hızlı ve etkili yardımlarından söz etmiyorum bile!) Tüm bunlar nasıl oldu diye düşündüğümüz zaman hepsinin tek bir nedeni olduğunu görebiliyoruz. “Kitlesel işbirliği!” Evet, artık “kitlesel işbirliği her şeyi değiştiriyor!

Ülkemizde, ‘haklı olarak’ her zaman yakındığımız “sosyal baskı” ilk defa bir işe yaramış gibi görünüyor. Evet, bir çok marka reklamının da olabileceğini düşünerek yardıma girişti, bir o kadar marka da yardım edilmeye zorlandı. Rakipleri örnek gösterildi, diğer yardımlar öne sürüldü, insanların gerçekten ihtiyacı olduğu yüzbinlerce defa dile getirildi ve sonunda belki yardım etme düşüncesi olmayan markalar bile yardıma koştu. Yardıma koşmayanlar için ise çalışmalar hala devam ediyor!

Peki markaların bu yardımı yapmaları, bunu duyurmaları kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır! Geleneklerimize göre her zaman yapılan yardımın gizli yapılmasından yana olan bir toplumuz fakat sosyal medya artık bu olgunun bir miktar değişmesini istiyor. İnsanlar, yapılanları görmek, duymak istiyor. Bir marka yardım yapıyorsa ve bunu kendi reklamını yaparcasına duyuruyorsa, basın bültenleri dağıtıyorsa bunun tek nedeni sosyal ağların aktif ve agresif kullanıcılarıdır. Markaların da işine gelen bir durum olduğu için herkes yapılanlardan çok memnun kalır. Bir çok kişinin dediği gibi “bunu zaten yapmak zorundasınız, reklam malzemesi gibi kullanmayın” söylemleri aslında gereksizdir. Burada mağdur durumda olanların depremzedeler, bu yardımlar onlara ulaşıyor. Bırakın büyük markalar reklamlarını yaparak yardımda bulunsunlar. Bu iş, yardıma muhtaç olan kişilere yardım etmek amacıyla yapıldığı için diğer tarafta yapılan reklam çok da önemli değil.

Sosyal ağ kullanıcıları sayesinde göçük altında kalan insanlara bile destek olunabildi, yardımlar iletildi. Sosyal ağların etkisiyle tonlarca betonun altındaki bir insana yardım edilebileceği kimin aklına gelebilirdi ki? Deprem sonrası yaşanan en etkili olaylardan biri de buydu diyebiliriz.

Sosyal ağ kullanıcılarının etkisiyle oluşan bir diğer durum ise yardım yapılan belediyeler gibi yerlerdeki insan gücünün artmasını sağlamak. Twitter aracılığıyla “Kadıköy Belediyesi’nde kamyonlara eşyaları yerleştirmek için insan gücü gerekiyor” gibi bir tweet’den 1-2 saat sonra “Kadıköy Belediyesi yeterli insan gücü sayesinde hızla çalışmaya devam ediyor” şeklinde bir tweet görebiliyorsunuz.

Türkiye, bu deprem ile gerçekten büyük bir sınavı başarıyla vermiş görünüyor. Her ne kadar bu durumdan farklı şekilde nemalanmaya çalışanlar olsa da genel anlamda markalar başarılı bir yönetim sayesinde hem gerekli yardımları yaptılar hem de bir çok kullanıcının kalbini kazandılar.

Sadece 2 günde neler olduğunu görüyorsunuz. Yukarıda verdiğim örnekler dışında o kadar güzel gelişmeler oldu ki anlatarak bitiremem diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde sosyal örgütlenmenin çok farklı şekillerini zaten birlikte göreceğiz. Sosyal medya daha nelere kadir hep birlikte izleyeceğiz…

Social Media Marketing: En iyi 30 ipucu

Twitter ile Social Media Marketing

Twitter hesabı açmak bir Facebook Fanpage açmaktan daha hızlıdır. Burada da ilk olarak en önemli strateji, hedef kitlenizi belirlemek ve onları markanız hakkında tweetler yollayarak “beslemenizdir”

Twitter ile Social Media Marketing için 10 İpucu:

  1. Anlamlı, size uyan, kısa ve akılda kalıcı bir kullanıcı adı kullanın.
  2. Twitter Profiliniz uzunca kendinizi tanıtmak için elverişli değildir. Bu nedenle belirlenen bölümü iyi kullanmanız gerekir. Buraya markanız hakkında kısa anahtar kelimeleri ve Websitenizi yazabilirsiniz.
  3. Profil sayfanızda arkaplan resmi kullanın. Fakat bu resime mümkün olduğunca az bilgi ekleyin. Örn; Logonuz ve Twitter hesabınızın kimler tarafından kullanıldığını ekleyebilirsiniz.
  4. Twitter hesabınızı açıp takipçi gelmesini beklemeyin. Aktif olun ve sizi ilgilendirecek konuları paylaşan kişileri takip edin. Böylelikle sizde ilgi kazanıp birazcık şans ile takipçi kazanbilirsiniz.
  5. Retweet özelliğini kullanarak sizi takip edenlerin, size önerdiği eksiklerinizi yada önerileri diğerleri ile paylaşın. Böylelikle direkt olarak takipçileriniz ile iletişim içerinde kalabilirsiniz.
  6. Cevaplarınızı @reply ile vermeniz bir Retweet’den daha çok ilgi görecektir ve takipçi kazanmanızda daha önemli rol oynayacaktır.
  7. Blog yazılarınızı otomatik olarak paylaşmak yerine kendiniz paylaşın. Böylelikle yollayacağınız tweetde daha samimi olabilirsiniz.
  8. Twitter’da da yine aynı şekilde: Düzenli tweet yollamak daha çok ilgi çekmektedir.
  9. Düzenli ve sık tweetler yollayın fakat sürekli reklam yaparak takipçilerinizi bıktırmayın.
  10. Tweetlerinizde kendinize bir tarz belirleyin ve sürekli o tarz üzerinden gidin.

Yazının ilk kısmına buradan, devamına ise yine haftaya .comTalks’dan ulaşabilirsiniz.

Social Media Marketing: En iyi 30 ipucu

Artik günümüzde sosyal medya kullanımı gittikce artıyor. Bu nedenle birçok kuruluş ve markalar için sosyal medya dahada önemli hale geliyor. Markalar çeşitli stratejiler geliştiriyor, fakat uzun vadede başarı için Social Media Marketing işin olmazsa olmazlarından.

Bu yazımda çeşitli platformlar üzerinde deneyebileceğiniz farklı ipuçları paylaşacağım.

Facebook ile Social Media Marketing!

Facebook’un en önemli sosyal medya platformu olduğu tartışılmaz bir gerçek. Bu ünvanı sadece 750 Milyon kullanıcısı olduğu için değil, pazarlama için çok çeşitli kullanım sunduğu içinde alıyor. Facebook üzerinde marketing yapmak isteyen markanın ilk önce Fanpage ve normal profil arasındaki farkı anlaması gerekir.

Markanın Fanpage yerine normal profil kullanması hem kurallara aykırı, hemde marketing için pek “akıllıca” değil. Çünkü çoğu kişi butür markaları arkadaş olarak eklemekten çekiniyor.

Fanpage kullanımında ilk “hayranlarınızı” toplamak zor değil. Öncelikle iş arkadaşlarınıza ailenize ve arkadaşlarınıza “hayran” olmaları için rica edebilirsiniz. Böylelikle Fanpage linkinizi kısaltmak için ilk 25 kişiyi toplayabilirsiniz.

Facebook’da kullanabileceğiniz 10 ipucu:

  1. Öncelikle içerisinde en önemli bilgilerinizin bulunacağı bir Fanpage oluşturun. “Hayran” olmayan kişiler için ise özel bir Landingpage oluşturmanız çok iyi olacaktır.
  2. Sitenizde Facebook’un sosyal eklentilerini (social-plugins) kullanarak, hedef kitlenizin sizin oluşturduğunuz içeriği arkadaşlarıyla paylaşmalarını sağlayabilirsiniz.
  3. Örneğin blogunuzdan gelen otomatik yayınlama sistemlerini kullanmayın. Hedef kitleniz insanlar olduğundan onlara özel mesajlarla hitab edin.
  4. Resim / Video paylaşımını sürekli kılın, çünkü bunlar daha çok ilgi çekecektir.
  5. Uzun zaman pasif kalmaktan kaçının.
  6. Facebook’u iki türlü kullanın. Hayranlarınız sadece onlara markanız hakkında bilgi vermenizi değil, onlarıda dinlemenizi bekliyor. Yani sürekli olarak birşeyler paylaşmak yerine, onlarında yazdıklarına cevap verin.
  7. Çoğu kişinin yazdıklarınızı sizin sayfanızdan değilde kendi feedlerinde gördüklerini unutmayın. Bu sebeple yazdığınız önemli detayların uzunluğundan dolayı görülüp görülmemesine dikkat edin.
  8. Yarışmalar düzenleyip, hediyeler dağıtın. Bu markanızın daha çok kişiye yayılmasında büyük rol oynayacaktır.
  9. Düzenledğiniz yarışmaları Facebook Insights kullanarak kontrol edin. Düzenlemeler yapın.
  10. Şeffaf olun, hedef kitleniz ile aranızdaki çizgiyi esnek tutun.

Yazının devamını burada bulabilirsiniz.

Öğrenci Dünyası İçin Sosyal Medya

Üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanımına yönelik 2 soruya yanıt aramaya çalıştım. Özellikle öğrenci arkadaşların katkılarıyla çok daha geniş yelpazeden olaya bakabilir, konuyu genişletebiliriz.

Bir üniversite öğrencisi sosyal medyayı nasıl kullanmalı?

Sosyal medyayı kullanarak, geleceğimize tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük yarar sağlayabiliriz. Bu yararı sağlayabilmemiz için ilk olarak interneti kullanış amacımızda biraz değişikliğe ve yeniliğe gitmemiz gerekiyor. Bu değişikliğe sosyal ağları daha bilinçli kullanarak başlayabiliriz.

Kullanıcılar, özellikle de üniversite öğrencileri şu anda 29.4 milyon Türkiyeli kullanıcısı bulunan Facebook’da paylaştığı bir içeriğin/videonun geleceğini tamamen değiştireceğinin farkında değil. Her yerde söylenir, “işe alım sürecinde internet üzerinden adaylar araştırılıyor” diye. Her yer bunu yapmayabilir, her başvuru için de yapmayabilir ama iki kişiden biri seçilecek ise bu araştırmalar kesinlikle yapılıyor ve gerçekten sonucu önemli derecede etkiliyor.

Sosyal medya doğru olarak nasıl kullanılır, nelere dikkat etmek gerek, işin püf noktaları neler?

Sosyal medyayı kullanmaya başlarken ilk olarak ne istediğimize karar vermeliyiz, ne istediğimizi bilmiyorsak sosyal medyada kendimize yarar sağlayamayız, hatta zarar bile görebiliriz. Ne istediğimizi belirledikten sora kişisel markamızı oluşturmaya başlayabiliriz. Bunu yaparken Linkedin, Xing gibi profesyonel iş ağlarında, sektörde yer almak istediğimiz şekilde, profillerimizi oluşturmalıyız, çünkü gelecekte işverenimiz olacak kişi bu ağlardan birinde yer alıyor olabilir.

Önemli olan sosyal ağlarda profil oluşturmak değil bu ağları istikrarlı bir şekilde, aktif olarak kullanabilmek. Profesyonel kimliğimizi oluşturduktan sonra Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda ilgi alanımıza yönelik paylaşımlar yapmak, yine ilgi alanımıza yönelik paylaşım yapan kişileri/grupları/sayfaları takip etmek, fikir alış-verişinde bulunmak kişisel markamızı oluşturmamızda çok büyük yarar sağlayacaktır. Markamızı daha ileri seviyeye götürebilmek için yine ilgili olduğumuz alanda paylaşımlara yer verdiğimiz bir blogumuzun olması çok yararlı olacaktır. Sosyal medyanın temel taşlarını blogların oluşturduğunu kesinlikle unutmamız lazım. Her ne kadar Twitter blog yazma konusunda insanları olumsuz etkilese de blog yazmak kişisel gelişimimize ve ilerleyen süreçte iş yaşantımıza çok büyük katkılar sağlamaktadır. Bunun yararını blog yazdıkça daha iyi anlıyoruz.

İnsanların %90’ı adını ve soyadını Google’da arar, daha ilginç olanı ise bu insanların %55’i başkalarının adını ve soyadını da Google’da arayarak o kişiler hakkında sonuç almaya çalışır. Bundan yola çıkarak insanların sizi ararken nasıl görmesini istiyorsanız aslında sosyal ağlarda da bu şekilde yer almanız gerekiyor.

İnterneti çok çok aktif kullanmayan bir kişiyi de Google’da aradığınız zaman göreceksiniz ki ilk olarak sosyal ağlarda ki hesapları karşınıza çıkıyor. Blog yazmanın bir güzel yararı da burada ortaya çıkıyor ki bu da blog yazdığınız zaman Google’da sizi arayan kişi ilk olarak blogunuza ulaşır ve blogunuzda da sizin belirlediğiniz şeyler yer almaktadır.

Öğrenim hayatımızda sosyal medyayı aktif kullanarak hayal bile edemeyeceğimiz insanlarla tanışabilir, hayal bile edemeyeceğimiz  yerlerde staj imkanları yakalayabilir ve yine hayal bile edemeyeceğimiz yerlerde iş imkanlarına sahip olabiliriz.

Bu nedenle sosyal medyayı aktif kullanmaya hızlıca geçmek gerekiyor. Belki de hayatımızın fırsatı iki profil ötemizde. (:

Sosyal Medya Entegrasyonu

Geleneksel medyanın vazgeçilmezlerinden biri olan entegre pazarlamanın önemi sosyal medyada da öne çıkıyor. Yeni bir ürün çıktığı zaman televizyon reklamı hazırlanır ve genelde ilk reklamdan sonraki gün billboardlar, gazeteler , radyolar büyük internet siteleri bu üründen bahsederdi, hepsi aynı dili kullanır, aynı görsellikte olurdu. Bu yapılanların etkisiyle ürün hemen her kesime tanıtılmış olur ve birden farklı yerde defalarca gördükleri için akıllarına kazınmış olurdu.

Peki bu yöntemi sosyal medya üzerinde nasıl uygulayabiliriz?

Öncelikle sosyal medyada diğer medya organlarında olduğu gibi belli dönemlerde iletişim yapıp geri kalan zamanlarda susmak gibi bir hakkımızın bulunmadığını belirtmek lazım. Sosyal medya iletişimi sürekli olmak zorundadır. Markalara göre bu iletişimin tonu değişebilir fakat hepsinde bir düzen içerisinde süreklilik şarttır.

Bu çerçevede hareket edecek olursak:

1- Markanın aktif olan tüm sosyal ağlarda resmi hesabının alınması gerekiyor.
Bunun en önemli nedeni sizden habersiz birileri bu hesapları almasını ve özellikle kötü yönde kullanılmasını engellemek. (Bir çok ağda iletişime geçip hesaplar geri alınsada bazılarında alınamıyor olması kötü sonuçlar doğurabiliyor.) Tabi tüm sosyal ağlarda hesaplar alındı diye hepsini kullanmak gibi bir zorunluluk yok. Bu sosyal ağlardan en aktif kullanılanları, hedef kitle analizimizi yaparak kitlemizin en çok yer aldığı ağları seçerek iletişim yapmaya başlayabiliriz.

2- Markanın resmi sitesinde aktif olarak kullanılan sosyal ağlar (Facebook, Twitter, Youtube gibi…) mutlaka yer almalıdır.
Markanın resmi sayfasında sosyal ağlarının yer alması kullanıcıların bu hesapların resmi olduğuna inanmasını sağlayacaktır. Markayı seven kullanıcılar gelişmelerden haberdar olmak için hemen o hesapları takibe alacaklardır.

3- Sayfalar sosyal ağ hesaplarının yanında paylaşım ikonlarına da sahip olmalıdır.
Kullanıcıların içeriği Twitter’da paylaşabilmesi için “Tweet” butonu, Facebook’da paylaşabilmesi veya arkadaşlarına, gruplara direkt olarak gönderebilmesi için de “Beğen” ve “Gönder” butonlarının yer alması üretilen içeriğin çok daha hızlı bir şekilde daha fazla kişiye yayılmasını sağlayacaktır.

4- Bulunduğumuz alanın kitlesini göze alarak iletişim türümüzü belirlemeliyiz.
Sosyal ağların kendi içerisinde belirgin özellikleri vardır ve bu özellikler ile kullanıcıları özdeşleşir. Bu nedenle her sosyal ağ iyice analiz edilmeli ve ona göre bir iletişim tarzı belirlenmeli. Bir sosyal ağda kullandığınız dil başka bir sosyal ağda ters tepebilir ve tüm emeklerinizi boşa çıkarabilir. Bu nedenle markalar, iletişim dillerini sosyal ağlara göre düzenlemeli, farklı ağlarda, farklı tonlarda fakat aynı şeyi söyleyebilmeli.

5- Ürünler ve geleneksel medya sosyal hale getirilmelidir.
Entegre pazarlama diyoruz ya, burada en önemli şeylerden biri de gerçek hayatı sanallaştırabiliyor olmamızdır.

Çok çok klasik bir örnek vermek gerekirse; Bir billboard reklamı verildiği zaman, köşesine eklenen bir QR Code ile akıllı telefon sahiplerine Facebook sayfasını beğenmelerini sağlamak güzel olmaz mı? Bu tarz teknolojiler o kadar geliştiki, artık kullanıcılara gerçek hayatta yaptıkları her şey için sanal dünyada bir + kazandırabiliyor, bir sanal hareket yaptırabiliyoruz. Bu konuda çıkabilecek projelerin ucu bucağı görünmüyor.

6- Televizyon reklamlarında, radyo veya gazete reklamlarında sosyal ağlarınızdan söz etmek yararlı olacaktır.
Sosyal ağlarda kitlenizi toplamanız, onlara sürekli ulaşabiliyor olmanız açısından çok güzel bir durum. Bu nedenle, özellikle geçici proje reklamlarında internet siteleri yerine genel sosyal ağlarınızı yazdırmak, söylemek kullanıcılarınızı bir yerde toplamak adına çok etkili olacaktır. Ayrıca şu anda sosyal medyada aktif olarak yer alan markalara ayrı bir sempati ile yaklaşıldığı da bir gerçek.

Sosyal medyanın kendi içinde entegre hareket etmesi, geleneksel medyanın sosyala medya ile entegre hareket etmesi ve tüm bunların bir sistematik içerisinde yürümesi sonucu kampanyalar, projeler çok daha başarılı olacaktır diyebiliriz.