Yıl: 2013 Yer: Taksim Gezi Parkı

– Gezi Parkı’nda olmak, çok ciddi polis  saldırısına maruz kalmak, gaz yemek hepsi bir yana orada gördüğümüz direniş şimdiye kadar gördüklerimizden çok farklıydı. Olaylar sırasında dünyanın hatta Türkiye’nin gözü tabi ki Taksim’de değildi. Herkes tabi ki olayları konuşmuyordu. Devrim, hükümet düşürme, istifa bekleme, isteklerin koşulsuz kabul edilmesi gibi şeylerin hayal olduğunu ben biliyorum, bu tür beklentilerin çok fazla olduğunu ama benim bu tür beklentilere girmediğimi açıkça söylemek istiyorum. Fakat şunu da söylemek gerekiyor ki lokal bir eylem kendi çapında bu kadar etki uyandırabiliyor ise 90 neslinin politikleşmesi, bu tür eylemlerin artması hiç beklenmedik şeylere neden olabilir. Bunu bilmek, ona göre hareket etmek gerekir. (Bknz. Direnbayan!)

– Güç kimin elindeyse, medya onun elindedir. Zaten gücü tam olarak ele geçirmiş olabilmek için medyaya hükmetmek gerekir. Bu güne kadar böyleydi, bundan sonra da böyle olacaktır. Bu nedenle “televizyonda gördüm, gazetede okudum”ları unutmamız gerekiyor. Farklı kanallardan ciddi araştırmalar yapmadan ilerlememek gerekiyor. İnternette yapılan araştırmalarda ise “doğru mu” sorusunu defalarca sormak gerekiyor. Yoksa içinde bulduğumuz bilgi kirliliğinde gerçek bilgiye ulaşmak pek mümkün olmayacaktır.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye yıllarca Doğu, Güneydoğu’yu bu kanallardan izledi, bu gazetelerden okudu. Oturup düşünmek lazım…

– Eylemlerde her zaman provokasyonlar olur. Bunu önlemek ne eylemi yapanlar için ne de polis için hiç zor değildir. Her iki tarafında ciddi anlamda sağdulu olması gerekir. Eylemciler, olayı provoke edenleri ifşa ederse, yalnız bırakırsa meydanda gördüğümüz gibi 3-5 kişi yüzlerce polisin karşısında kalır ve her şey gün yüzüne çıkar. (Bknz. Polis, polis ile çatıştı.)

– Polisimizin (!) ne kadar kin ve nefret dolu olduğunu gördük. Her ne olursa olsun o meydanda olduğu gibi bir saldırı yapılamaz, yapılmamalı. Karşıdakilerin insan olduğu unutulmamalı. “Emir böyle” diye söylense de bu orantısız güç kullanımında maalesef ki provokatör polislerin de çok fazla rolü var. Bunu da unutmamalıyız. (Bknz. Gaz atmayın astım hastaları var.)

– Haklı iken haksız duruma düşmemek için çok büyük bir çaba sarfetmek gerekiyor. Özellikle sinirlerin yıprandığı dönemlerde bu konu çok daha fazla önem kazanıyor. Hem eylemciler, hem de polisler için aynı şey geçerli. Herkesin dilinden düşürmediği “sağduyu” önemini burada bir daha gösteriyor. (Bknz. Sen Gelme Ulan Ayı!)

– Taksim Gezi Parkı olaylarına en büyük darbe olarak Kanyon’da günlerce uygulanan mahalle baskısını görüyorum. Her öğlen orada yemek yiyen, alışveriş yapan yüzlerce kişiyi rahatsız etmek, boykot amacıyla bazı mağazalardan kaldırmaya çalışmak hizmet ettiği “özgürlük” anlayışına aykırı ike bu insanları kimse engelleyemedi. Günlerce yaptılar ve sırf bu nedenle binlerce taraftar kaybetti Gezi Parkı. Keşke birileri Kanyon’da baskı yapan provokatörlere asıl amaçları anlatabilseydi. (Bknz. Kanyon’da mahalle baskısı)

– Siyaset konusunda çok uzun zaman önce yazdığım bir yazı vardı. Bu yazıyı 5 yıl önce yazmıştım ve hala hiç bir şey değişmediği için aynı şeyleri söyleyebiliyorum. Siyaset dediğiniz şey maalesef ki yalan dolan. Zamana ayak uydurmak, konjonktür neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmaktır. “10 yıl önce şöyle demiştin, şimdi böyle diyorsun! Hani olmayacaktı. Tamam yapmayalım” gibi binlerce şey sayabilirsiniz. O sırada öyle söylenmesi gerektiği için söylenen sözlerden başka bir şey değildir. Bu nedenle o sözleri dikkate almak, tekrar tekrar gündeme getirmek muhtemelen o siyasetçiler için de bir anlam ifade etmeyecektir. Bunu bilerek hareket etmek çok daha sağlıklı olur. (Bknz. 10 Yıl önce Erdoğan)

– Odak dağıtmak, insanların ilgisini başka yönlere çekerek toplulukları dağıtmak çok uzun zamandır yapılan bir şey. Bu nedenle aynı görüşten bile olsa farklı siyasetçilerin farklı söylemlerinin olması, iyi polis, kötü polis oynamaları çok doğal şeyler. Bunlara kanmamak lazım. Unutulmamalıdır ki aynı görüşte olmasak bile her siyasetçi çok uzun yollar geçerek oralara gelmiştir ve gerçekten salak değildir. Kim bilir, Hülya Avşar veya Necati Şaşmaz’ın çağırılıp konuş(tur)ulmasının ana nedenlerinen biri de budur. Bakın herkes onları konuşuyor! (Bknz. Diren Türkçe, Ülkemizde Nazar var) (Bknz. Zıt kutuplar)

– Çok zıt kutuplardan insanlar bir araya toplanıyorsa, hele ki bu kişiler daha önce politika, siyaset konuşmayan, sevmeyen bir nesil ise öneticilerin, siyasilerin oturup tekrar tekrar düşünmesi gerektiğini gördük. 90 neslinin bu kadar beklenmedik olaylara karışması, herkesi şaşırttı ve şaşırtmaya devam ediyor. Hem eylem anlayışı, hem inatçılığı, hem büyüme tarzı, hem de eğitimi yani her şeyi daha önceki nesillerden farklı olan bu nesli anlamak ve ona göre hareket etmek için siyasetçilerin gerçekten çok çalışması gerekiyor. Bizi kazanmak hiç kolay olmayacak. (Bknz. Nasıl baş edeceklerini bilmedikleri tek şey şiddet dışı eylemler ve mizahtır.)

– Son olarak; 16 gün süren bir eylem, hem eylemcilere hem işgal edilen bölgeye hem de devlete ciddi zarar verir. Ama asıl unutulmaması gereken şey dış güçler. (Amerika’nın oyunu falan değil) 16 gün büyük bir kalabalık aynı yerde duruyorsa o alanda büyük bir provokasyonun olmaması için hiç bir neden yok. Herkesin çok sevdiği bir ülke olmadığımızı hepimiz biliyoruz. 16 günde dünyanın herhangi bir yerinde bulunan herhangi bir örgüt çok ciddi planlar hazırlayarak büyük zararlar verebilir. En korkutucu senaryo bu ve buna göre hareket edilmeli.

Umarım bu olaylar sona erdiğinde bir çok açıdan daha ilerde, daha iyi bir halde oluruz. Çünkü daha kötü olması herkese zarar verir…

Sosyal Medya Haber Ajansı

İstanbul’un en işlek ve merkezi yerlerinden biri olan Taksim’de bugün (1 Kasım 2011) 23.20 sularında bir saldırı meydana geldi. Bu saldırılar, Van depreminde de olduğu gibi, ilk olarak twitter üzerinden yayılmaya başladı. Olayın üzerinden 30 dakika geçmesine rağmen herhangi bir haber kanalında bu konuyla ilgili bir bilgi görülmedi. Gazetelerin internet sitelerinde ise bir süre sonra içeriği 140 karakteri geçmeyen haber başlıkları atılmaya başlandı.

Çok klişe bir hale geldi fakat tüm bu olanlar geleneksel medyanın yeni medyaya maalesef ki ayak uyduramadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Twitter üzerinden gazetelere, televizyonlara konuyla ilgili şikayetler yazılmaya başlandı, bu yazılanlar aslında her zaman söylediğimiz bir sözü daha akıllara getiriyor. “Hayat, her an devam ediyor!” Sosyal medya da hayatımızın bir parçası, her an yaşayan bir dünyada olduğumuzu artık unutmamamız gerekiyor. Yaşayan bir mecra ile yarışabilmek için yapılabilecek tek şey zamana ayak uydurmaktır. 

Yeni medya çok enteresan boyutlara geldi ve gidiyor. Giriş kısmını Van depremi ile birlikte atlattığımızı, artık ilerleme dönemine girdiğimizi düşünüyorum. Bu nedenle sadece markalar değil iletişim mecraları da ayakta kalabilmek için sosyal medyaya gereğinden fazla önem vermek zorunda. Yeni medya ile yarışmak, onu kabullenmemek yerine bu kadar etkin bir mecrayı kullanarak neler yapabileceğini görmenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Artık sosyal medya dediğimiz olgu hesapları açıp otomatik güncellemekten öteye geçmiş durumda. Bu mecraları etkin kullanarak yapılabilecekleri sınırı yok!

Çok fazla ileriye gitmeye gerek yok, bugünü konuşalım. Gazetelerin, televizyonların, radyoların, birlikte çalıştıkları birer sosyal medya ajansları olsaydı, daha iyisi medya devlerinin sosyal medya veya yeni medya departmanları olsaydı bu haberi en az olay yerinde bulunan kullanıcılar kadar hızlı bir şekilde paylaşabilirlerdi. Sadece ilk paylaşanlardan olmak bile büyük bir artı sağlayacaktır. Bunun dışında bir sosyal medya takip yazılımı aracılığı ile anlık olarak sosyal mecraları tarıyor olsalardı, belirli anahtar kelimeler bir araya geldiği zaman otomatik bir sistem ile haberdar edilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi.

Olayların yayılmaya başladığı anda takipçilerini bilgilendirmiş olan televizyon veya gazete, olaylar tam anlamıyla yayılmaya başlayana kadar olay yerine ulaşmış olacak, detayları paylaşmaya başlamış olacaktı. Bu da geleneksel medyanın sosyal medyayı kullanarak elde ettiği bir başarı hikayesi olarak anlatılacaktı.

Lütfen artık, “sosyal medyaya giriş” zamanlarını unutun. Sosyal medyaya girdik, sosyal medya bizim hayatımıza girdi ve hızla yayılmaya devam ediyor. Artık devir, sosyal medyayı nasıl “daha” efektif kullanabilirim, nasıl “daha yeni” projelere imza atabilirim devri. Bu süreç tahmin ettiğimizden kısa sürede işleyecek fakat çok uzun bir süreç olacaktır. Bu nedenle en hızlı hareket edenler her zaman olduğu gibi yine daha kazançlı olacak, sonradan gelenler de daha erken girişmedikleri için pişman olacaklar.

Son olarak Taksim’de yaşanan tatsız olayların daha kötülerini yaşamamak için, Van depreminde yaşadığımız, gördüğümüz birlik ve beraberliğe daha fazla sarılmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Halk birlik olduğu zaman kimse kimsenin hakkını savunduğu iddia edemeyecektir. Hepimize geçmiş olsun.