Hepiniz ilkokul ve lise döneminde tarih dersleri almışsınızdır. Doğruluğunu hiç tartışmayacağım ama hepimizin bu dönemde aldığımız derslerden öğrendiğimiz bir şey vardı hatırlarsanız; “Matbaa’nın anadoluya geç gelmesi nedeniyle bilimde dünyadan geride kaldık.

Matbaanın anadoluya geç gelmesinin nedenleri neydi peki? Çok yaygın ve kabul gören ilk görüş; “Din adamlarının “şeytan icadıdır” fetvası vermesi” yani din adamları yüzünden kabul etmedik, kullanmadık. Burada bir parantez açarak bir diğer nedeni daha paylaşmak istiyorum. Matbaanın geç gelmesinin önemli nedenlerinden biri olarak da Osmanlı tarihçileri daha çok o dönemlerde yaşayan 90 bin hattat sanatçısını gösteriyor. Eğer o dönemde matbaa gelmiş olsaydı 90 bin kişilik büyük bir işsizler ordusu oluşacaktı ve bu büyük bir sorun demekti. Bu nedenle de ilk aşamada matbaaya “gerek duyulmadığı” için uyum sağlanamadı.

Yukarıdaki her iki yargının hangisi ne kadar doğru bunu hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz belki ama bildiğimiz bir şey varsa o da matbaanın topraklarımıza geç girmesi, bizim uzun yıllar boyunca bilim ve teknolojiden geri kalmamıza neden oldu! Tartışılmaz bir gerçek.

Günümüze dönecek olursak biz neredeyiz?

Bilim ve teknolojide yaşadığımız geri kalmışlık şu anda bizi 2. hatta 3. dünya ülkesi konumuna getirmiş durumda. Araştırma, geliştirme ve üretim adına neredeyse hiç bir şey yapmıyoruz. Nedeni ne? Matbaa?

İnternet çağında yaşıyoruz arkadaşlar. Çok kabaca bir tabir olacak ama erişemeyeceğimiz bir bilgi artık yok. Türkiye’de yaklaşık 40 milyon internet kullanıcısı var, hanelerin %60’ından fazlasında ADSL internet bağlantısı var. Tüm bunlara rağmen bilgiye erişemiyorsanız bunun tek bir nedeni var “bahane” üretiyorsunuz, üretiyoruz.

Yaklaşık 2 haftadır Türkiye ciddi bir siber saldırı altında. Bu siber saldırıların sonuçlarını da ilk önce “.tr” uzantılı sitelere erişememekle ve dün de bankacılık sistemlerinin neredeyse çökmesiyle yaşamaya başladık. Tabi bunun sadece başlangıç olduğunu da umarım tahmin edebiliyorsunuzdur.

Siber savaş” konusunu ülke olarak henüz kavrayabilmiş değiliz. Bunun en büyük nedeni de bu şekilde yapılabilecekler konusunda bilgi sahibi olmamamız. Ülkece “hack” olgusunu bir hesabı ele geçirmekten öteye geçiremedik, neler yapılabileceğini bilmiyoruz. Bir çok alana etki ettiği gibi bunun da temelinde eğitim sistemimiz ve bilinçli medya okur yazarlığımızın olmaması yatıyor. Dijital dünyaya uyumlu bir eğitim sistemimiz yok. Görünüşe göre uzun zaman da olamayacak.

Dün yaşanan siber saldırılar sonrası bit Tweet attım ve sordum: 

Hem Twitter’dan hem de Facebook’dan güzel yorumlar geldi. Yorumların bazıları şöyle:

Veysel Kara: “insanlarin genel olarak fazla tembel olması + calismadan veya calisarak farketmez para odaklı olmaları. zeka ve ilim gerektiren her alanda olayımız bu”

Özkan Altuner: “Sansür ve yasak?”

Uğur Özmen: “Fark açılacak. Girişimci bile düşünce yapısı açısından feodal ile Sanayi dönemi arasında sıkışıp kalmış ve Bilişim dönemi bakış açısını yakalayamamış olduğu için pek umutlu değilim.”

Alparslan Demir: “Atla gelip sonradan yakalayacagız. Dijital gocebelik onem kazanirken gocebe toplumlar 22. asra girmeden dunyaya damga vuracak. Tugce’nin dedigi egitim meselesini şimdiden halletmeli ki atlar yanlış istikamete koşmasın.”

Benim bu konuyla ilgili bahaneler sıralamaya niyetim yok ama neden geride kalmaya devam ettiğimize dair bazı düşüncelerim var:

1- Eğitim sistemi. Evet, bir eğitim sistemimizin olmaması bu geride kalmışlığın temelini oluşturuyor. Cem Yılmaz zamanında bilerek mi söyledi bilmeyerek mi bilmiyoruz ama gerçekten “eğitim şart”.

2- Olayın ciddiyetinin farkında değiliz. Farkında olduğumuzu sanıyoruz fakat değiliz. Hala her gün onbinlerce vatandaşımız yerli araba, yerli uçak, önünde “yerli” olan ama aslında hiç bir önemi olmayan şeyleri paylaşıyor. Gözümüzü bürüyen bu “yerli” sevdası maalesef çok eski şeylere dayanıyor. Yazılım ve bilişim teknolojileri alanında hayal etmemiz gereken “yerli” şeyleri maalesef kaçırdığımız trenlerin peşinde koşarak harcıyoruz ve bu da bizi geride tutmaya devam ediyor.

Son çıkan “yerli otomobil” ile ilgili de şöyle demiştim:

Doğal olarak tepki de çekmişti bu söylediklerim fakat hala sonuna kadar arkasındayım.

3- Günü kurtarma çabasındayız. Yaşadığımız coğrafya, yaşananlar ve daha bir sürü sebep sayarak ülkece sadece “günü kurtarma” çabasında olduğumuzu görüyorum ve hatta bizzat bu ortamda yaşıyorum. Geleceğe dair hayaller, umutlar, planlar beslemiyoruz/besleyemiyoruz. Durum böyle olunca da gelecekte ne olacağıyla pek de ilgilenmiyoruz. Dün yaşanan olay hakkında ülkenin %99’unun bilgi veya fikir sahibi olmamasının nedeni de bu. O konu gündemimize girmeyi hak etmiyor.

Dünya Siber Ordular Kuruyor

Siber ordular derken kelimenin tam anlamıyla siber ordular kuruluyor. Bizim sürekli “klavye delikanlısı” dediğimiz insanları topluyorlar, eğitiyorlar ve hazırlıyorlar. Hali hazırda başlamış olan “djital/siber savaş” için hazırlıyorlar.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde çok uzun zamandır siber ordular bulunuyor. Tıpkı yıllardır var olan gizli ajanlar gibi bu orduların da sayıları bilinmiyor fakat geçtiğimiz sene Amerika’da siber orduya katılması için 4.000 kişilik bir alım yapıldığını paylaşırsam sanırım şu anda ne kadar geniş çaplı bir ordudan söz edildiğini anlarsınız.

Rusya bu konuda KGB döneminde olduğu gibi yine çok iyi ve öncü 2001 yılından beri siber ordu sahibi. Çin, İran, Almanya, Japonya da hiç geri kalmıyor ve sayıları bilinmemekle beraber özel ordularını kurmuş durumdalar. Hatta öyle ki Person Of Interest dizisini izleyenler bilirler, Japonya şu anda siber saldırılara otomatik karşı koyabilecek bir yapay zeka üzerinde çalışıyor.

Aslına bakarsanız siber ordunuzun gücünü tabi ki asker sayınız belirlemiyor. Olağanüstü yetenekli küçük bir ordu ile büyük bir orduyu yenmeniz artık mümkün. Yine devreye savaş taktikleri giriyor.

Türkiye ise maalesef ki Tübitak’a bağlı olan küçük bir ekibe sahip henüz. Halbuki dünya siber savaş tarihini değiştirecek çapta büyük bir olay Türkiye’de 2008 yılında yaşandı fakat biz bundan o tarihlerde ve şimdilerde hiç ders almadık. Erzincan’da 2008 yılında Bakü-Tiblis-Ceyhan boru hattında meydana gelen patlamayı hatırlıyor musunuz? İşte o patlama dünyada oldukça büyük bir yankı uyandırdı çünkü biz kabul etmesek de araştırmalar bir siber saldırı olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Bloomberg’de yayınlanan yazıyı zaman ayırıp okumanızı tavsiye ederim.

Konuyu çok dağıtmadan toparlamak istiyorum. Buraya kadar merak edip okuyanlara özel bir teşekkürü borç bilirim. Zaten başımıza ne geliyorsa okumamaktan geliyor.

Türkiye, siber savaş konusuna gerekli önemi vermeli. Bu konuda eğitim alanından başlamak üzere “yetkin” kişilerle çalışmaya başlayarak ilk adımlar atılmalı ve hızlanmalı. Yazılım ve internet teknolojilerine çok daha fazla önem vermeli ve bu alanda yetenekli ve meraklı kişileri daha fazla eğitmeliyiz. Başka şansımız yok. Yıllar sonra torunlarımıza “bahaneler” bırakmak istiyorsak o ayrı…

Tagged on:                     

4 thoughts on “Türkiye’nin Siber Savaş İle İmtihanı

  • Pingback: İnternet Günlüğü 2015/52 - e-vren günlüğü

  • 04 Ocak 2016 at 20:58
    Permalink

    siber savunma konusunda ülke olarak gerçekten çok yetersiz olduğumuzu düşünüyorum hayırlısı bakalım 🙂

  • 04 Şubat 2016 at 11:52
    Permalink

    aslında sibersavaş konusunda yetersiz sayılmayız bu iş hatlarla fiber hızla alakalı bir şey altyapıyla yani…

  • 06 Eylül 2016 at 16:18
    Permalink

    Benim tanıdığım çok kod yazan kişiler var. Ancak devlet sahip çıkmıyor birkaç yarışma yapıldı sadece ödül verip yolluyor ancak yurt dışında öyle değil direk olarak sizi bir yere alıp onlara göre geliştirmeye başlıyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir